Hakikaten bir milleti, bir toplumu, bir organizmayı ayakta tutan şeylerin başında adalet hissi ve uygulaması gelir. Kişisel ve toplumsal yapının dirlik ve düzenliği, hakkaniyet ve eşitliği ancak adalet duygusuyla sağlanır.
Adalet kelimesinin eşitlik ekseninde "düzen, denklik, denge, gerçeğe uygun hüküm verme, doğru yolu izleme, dürüstlük, takvaya yönelme, tarafsızlık vb." pek çok anlamı mevcuttur. Hatta Kur'an-ı Kerim, insanın fizyonomik ve fizyolojik yapısındaki uyum, ahenk ve estetik görünümü tanımlamak için "adalet" kelimesini kullanmaktadır (İnfitar, 7,8).
İslam filozoflarına göre adalet, insanın bütün öteki erdemlerinin ve ahlakî meziyetlerinin uyumlu bir sonucudur. Eflatun'dan itibaren benimsenen bir görüş ise insan nefsinin bilgi gücü, öfke gücü ve şehvet gücünden mürekkep olduğunu söyler. Bu üç temel güç, insanda üç erdemi doğurur: Hikmet, şecaat (yiğitlik) ve iffet (namus). Adalet işte bu üç faziletin gerçekleşmesiyle kazanılan nihaî fazilettir ki adalet fikri diğer üçünü de kuşatır. Yani adil bir insanın öncelikle hikmetli düşünce, yiğitçe tavır ve nefsine hakimiyet içinde olması istenir.
Adaletin ilgili olduğu kavramlar arasında itidal (denge) ve müsavat (eşitlik) önemli bir yer tutar. Buradaki itidal bahar mevsimi gibi her bakımdan dengeli olmak durumundadır. Bu, bir bakıma gece ile gündüzün, sıcak ile soğuğun, ölüm ile hayatın (kışın ölü gibi olan topraktaki dirilmenin), ışık ile karanlığın vs. dengesidir. Öyle ki baharın getirdiği denge sonrasında hayat güzelleşir, üretim çoğalır, refah başlar, gülümsemeler artar vs. Adaletin diğer önemli kavramı müsavat fikri ise aslında verilen ile hak edilen arasındaki eşitliği ifade eder. Ancak her eşitlik denge demek olmayabilir. Bir mühendisin proje için harcadığı zaman ile o projeyi gerçekleştiren işçilerin çalışma süreleri tam bir eşitlik değildir. Biri iki günde proje çizer ama diğeri onu belki iki yüz günde inşa edebilir. O halde iyi bir mimari eserin ortaya çıkması için mühendis ile işçi dengesi 1/100 olabilir. Bu açıdan bakıldığında adalet, haklı ile haksıza yarı yarıya teksim edilecek bir haktan ziyade haklı olanın hakkı % 80 ise onu teslim etmektir. "Çocuklarınıza verdiklerinizde adil davranın!" hadisinde kastedilen adalet eşit tutmakla, birine olanın diğerine de olmasıyla sağlanabileceği gibi erkek ile kız çocuk arasındaki yetişme ve ihtiyaç dengesiyle de sağlanabilir. Erkek çocuğun terbiyesiyle kız çocuğun terbiyesini ona göre vermek gibi. Sosyal devlet anlayışının öngördüğü adalet de zaten eşitlikten ziyade dengeyi önemser.
Bireysel veya toplumsal hayatta adaleti sağlamak her çağda en zor görevlerden biri olmuştur. Yöneticilerin adalet fikrinin, onların başarısıyla doğru orantılı olduğunu söylemeye gerek yoktur sanırım. Efendiler Efendisi'nin "Bir saatlik adalet, yetmiş yıllık nafile ibadetin yerini tutar!" buyurmuş olması bir yana, devletin bekası için adalete mutlak bir ihtiyaç bulunması onları daima hassas davranmaya yönlendirmiştir. "Adalet ile zulüm bir yerde durmaz!" kelam-ı kibarı da Doğu milletlerince bir düstur kabul edilmiştir. Adil Nuşirevan veya Hz. Ömer, bütün Doğu hükümdarlarının adalet sembolleri olarak haleflerini her daim adalet fikrine yönlendirmiş, saraylarında adalet kuleleri yaptırmalarına, saray pencerelerinin altına zembiller veya çıngıraklar astırmalarına, her an ve her zamanda adalet dağıtacaklarına dair adaletnameler hazırlatıp halka ilan etmelerine kapı aralamış, yazık ki pek çoğu yalnızca bir söylemden ibaret kalmış, çeteleşmeler, menfaat grupları veya ihtiraslar onların adaleti önünde engeller yığmıştır. Hz. Ömer ve Nuşirevan müstesna!..
Kanunlar ve kanun adamları her çağda ve her yerde adalet için var olmuşlardır. Ne ki pek çok kanunların delinebildiği, pek çok kanun adamının kanunsuz davrandığı da görülmüştür. Artık adaleti sağlamak için yasaların yetmediği ortadadır. Adalet kelimesini telaffuz ederek ne toplumsal denge, ne kişiler arası eşitlik sağlanabilmekte!. Oysa adalet hissi insanın vicdanında olursa pek çok kanuna dahi gerek kalmayabilir, ciltler dolusu hukuk teorisi çöpe atılabilir. Hikmet, şecaat ve iffetin vicdanlara koyduğu ahlak adaletidir ki hayatın her safhasında insanı "âdil" saydırıp adını gökkubbeye öylece kazıyabilir. İnsan yalnızca dünyaya gelişini ve gidişini düşünse, âdil davranmak için yeterince ibret alabilir. Bakınız çevrenize; insanların dünyaya çıplak gelmeleri bir adaletin sonucu değil midir? Ve dahi giderken de çıplak gitmeleri!?.. Kefenin cebi yok! Üstelik "Buradan gitmeyeceğim" diyebilen de yok? Peki, var mı ben altınlarımı ve gümüşlerimi de götüreceğim diyebilen? Var mı götürebilen?!.. Kara toprağa zalim ile mazlumu, fakir ile zengini, iyi ile kötüyü, siyah ile beyazı yan yana, adaletle koyup geliyorlar.
Ecel badesi herkese adaletle sunulacak madem, dünya adaletsiz yaşamaya değer mi? İşte bu yüzden en büyük adalet, vicdanlarda yer edinen adalettir.
BERCESTE
Dursun kef-i hükmünde terâzû-yı adâlet
Havfın var ise mahkeme-i rûz-ı cezâdan
Ziya Paşa
Ey insan!.. Eğer mahşer gününde kurulacak mahkemeden bir korkun var ise adaletin terazisini daima avucunda bulundur.İskender PALA-24.03.2009





0 Yorum