Aşk Yazı-Yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk Yazı-Yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ana Sayfa » Etiket İçindeki yazılar altta Aşk Yazı-Yorum
Kadın kokusu,kadınımın kokusu ; kadınınıza yakıştırdığınız kokuyla ilgilidir. Sizin zihninizde yansıması ile ilgili.
Kimi zaman kış gibi sıcak, çıtır çıtır yanan odun kokusu, kestane keyfi, mırıl mırıl kedi sıcaklığı, sıcak çikolata tadının karışımı olan bir kokudur bu. Aklınıza düştüğünde sevdiğiniz insan, bu kokuların verdiği duygu uyanır. huzur belki; sıcaklığın, evin, keyfin sıcak kokusu, birlikteliğin paylaşmanın, biz olabilmenin kokusu.
Kimi zaman denizin kokusu; içinde serinliği, çoşkunluğu, çıkardığı ses ile dinlendirici olmayan aksine canlandıran huzuru barındıran, güneşin serin sıcaklığını.Tatlı bir ortaklık vardır bu kokuda, paralel kulvarlarda tatlı bir rekabetle yüzmek gibidir. Geriden kalmaya izin verilmediği/vermediğiniz.
Kimi zaman; yağmur sonrası çimen kokusudur; serin, yorgun ama dirençli, tatlı mücadeleye değen sonunda hediyesi güzel olan.
Kimi zaman brownie kokusunun yanında kahvenin eşlik ettiği; sıcak, lezzetli, ağzınızda türlü tadların uyum içinde sohbet edip sizi arza taşıdığı, uzun süre damağınızda kalacak olan. yoğunluktur.
Kimi zaman keskin bir çiçek kokusu; baskın, başka kokuları örtüleyecek kadar yoğun, kendinden emin, tutkulu, ele geçirmiş.
Kimi zaman bebek kokusu; şefkatin sizi sarmaladığı, dinlendiğiniz, dinlendirdiğiniz, şampuan kokusuna karışan, sıcak hissettiğiniz, yamacında uyumak istediğiniz.
Sevdiğiniz insanda devamlı değişen, şekilden şekle bürünen.
Kadın kokusu....
Saklıbahçe...
Hiçbir Harfi Sensiz Bir Cümleye Kurban Etmedim !
Huzuru içirdiğin yüreğim şimdi hüznü içiyor ellerinden, bilesin!
Yüreğine kanatlanan yüreğin kanadı kırıldı, kanıyor

Göğe uçurduğum umutlarım vuruldu bir bir
Hüzün ki, yokluğuna katık ettiğim,
Yine dolandı eteğime, peşimi bırakmıyor
Adının her harfini gözyaşıma çizdim ve titrek bir yürekle yokluğuna ektim
Sen avazın çıktığı kadar susarken ben taze çığlıklar yeşerttim sana!

Hüzün ki, yokluğuna katık ettiğim,
Yine dolandı eteğime, peşimi bırakmıyor
Adının her harfini gözyaşıma çizdim ve titrek bir yürekle yokluğuna ektim
Sen avazın çıktığı kadar susarken ben taze çığlıklar yeşerttim sana!

Nefes nefes acıyı yonttum adınla,
Yokluğuna buladım ellerimi,
Yüzüme bölük pörçük diktiğim yamalı gülüşlerdeyim şimdi
Ah yar!
Ah! yoluna ,can diye diye benden geçtiğim,

Yokluğuna buladım ellerimi,
Yüzüme bölük pörçük diktiğim yamalı gülüşlerdeyim şimdi
Ah yar!
Ah! yoluna ,can diye diye benden geçtiğim,

Ah suskuların şahı,
Bir çözebilsem boynuma doladığın sessizliğin düğümünü
Bir yudum harf düşse, hisseme alfabenden
Yalın ayak çıktığım yokuşlarında düşmeden bir yürüyebilsem
Öyle bir acı ki bu! nasıl anlatılır bilmem
Kırsan kırılmaz, büksen bükülmez
Ateşler yakmaz, sular söndürmez!
Söylesene yar!
Hasretini adımlasam kaç adımda biter?

Bir çözebilsem boynuma doladığın sessizliğin düğümünü
Bir yudum harf düşse, hisseme alfabenden
Yalın ayak çıktığım yokuşlarında düşmeden bir yürüyebilsem
Öyle bir acı ki bu! nasıl anlatılır bilmem
Kırsan kırılmaz, büksen bükülmez
Ateşler yakmaz, sular söndürmez!
Söylesene yar!
Hasretini adımlasam kaç adımda biter?

Özlemin kaç nefestir saysam?

Bilemessin ki
Akla sığdıramazsın bu denklemi
Nasıl anlatayım ki daha hal-i pür-melâlimi
Sen yine sükutu giyin yar!
Dilersen hiç konuşma
Ben kelamlarımı çürüttüm yolunda
Çarpsada bir tokat gibi yüzüme, her harfi yoluna heceledim
Ve bilesin üstüne aşkı giydirdiğim,
Söz verdim ben bu yüreğe,
Hiçbir harfi sensiz bir cümleye kurban etmedim!

Akla sığdıramazsın bu denklemi
Nasıl anlatayım ki daha hal-i pür-melâlimi
Sen yine sükutu giyin yar!
Dilersen hiç konuşma
Ben kelamlarımı çürüttüm yolunda
Çarpsada bir tokat gibi yüzüme, her harfi yoluna heceledim
Ve bilesin üstüne aşkı giydirdiğim,
Söz verdim ben bu yüreğe,
Hiçbir harfi sensiz bir cümleye kurban etmedim!

Şiir: Elem Nâr

Bir erkeğin hayatına kim bilir kaç kadın girer ve çıkar? Hangisine sevgilim, hangisine kadınım diye hitap eder acaba? İkisinin arasında ne fark var diyeceksiniz. Çok fark var. Şimdi ben kadın gözüyle erkekleri yazmak istiyorum. Ya da olmasını istediğim gibi yazıyorum. Yanlış isem lütfen beni mailleriniz ve yorumlarınız ile uyarınız.
Bir erkeğin hayatına giren kadınların hepsi sevgilidir. Ama bir tanesi vardır ki ona sadece “KADINIM” diye hitap eder. Sevgilim dediği, günlerini gün ettiği, hoş vakit geçirdiği, bazen boşluğunu dolduran, bazen hüzününü dağıtan, bazen onu eğlendiren, bazen onu dertlerinden uzaklaştıran ya da boş zamanlarını doldurandır. Hatta onunla evlenebilir bile. Çocukları bile olur. O artık çocuklarının annesidir. Bir insan olarak onu sever. Ona zarar gelmesini istemez. Bir zaman sevgilim dediği şimdi resmi olarak karısıdır.
Bir erkek “kadınım” diye hitap ettiği zaman ona yüklediği anlam bambaşkadır. Onun içinde şevkat, sevgi, aşk, sahiplenme, kıskançlık, onunla gurur duyma, koruma hissi ve kimseyle paylaşamama vardır. Artık dünyaya neden geldiğini biliyordur. Hayatının anlamı vardır artık. Aradığı sadece o’dur. Onu bulmak ve onunla yaşamak için doğmuştur. Onun olmadığı bir yaşam düşünemez. Çok emindir, tanrı onu sadece kendi için yaratmıştır. Dünyada bir tek o ve kendisi vardır. Onun için canını verebilir. Bu aşktan da öte bir şeydir. Bu bir tutkudur. Bu mantığın bittiği yerde başlayan bir duygudur. Bu kadınım dediği kişinin resmi nikahlı karısı olması şart değildir. Ama zaman zaman karım diye bile hitap eder.
Bu duyguların en güzel örneğini ünlü şair Bedri Rahmi Eyüboğlu yaşamıştır. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Hanım’la evlidir. Ancak Mari Gerekmezyan’a aşık olmuştur. Mari, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun asistanlik yaptığı Güzel
Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir ögrenci olarak gelmistir.
1949′da bir gün İstanbul Büyük Kulüp’teki bir toplantıda davetliler, Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını isterler. Eyüboğlu ayağa kalkar ve Karadut’u okumaya baslar:
“Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.”
Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzülür. Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştır. Çünkü aşklarını bütün İstanbul bilmektedir. O anda yanında oturan Eren Eyüboğlu da anlamıştır. Çünkü şiirde “kadınım, kısrağım, karımsın” dediği kadın kendisi değildir.Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.”
Görüldüğü gibi erkekler sadece nikahlı karılarına kadınım ve karım kelimelerini kullanmıyorlar. Bu bambaşka bir duygu. Bunun adı aşk. Doğa üstü bir duygu. İnsanın vücut kimyasını değiştiren, ruhunda volkanların patlamasına neden olan bir duygu. Onu bulduktan sonra kaybetmek ise çok acı verir. Bunu en iyi Ercan Saatçi’nin yazdığı ‘Yastayım’ adlı şarkı sözü anlatıyor:
Yoksun yine varlığım sürünüyor
Sensizliğim bilinmiyor
Sen gittin gideli ellerim hep titriyor
Kalbim bu acıyı saklıyor Yıllar sonra bile hiç kimseye söylemedim
Bu sevdayı kalbime gömdüm ve sen öldün
Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor
Yastayım hiç kimse bilmiyor
……………………..
Yaşlandım artık bıraktığın gibi değilim
Üstelik bir kızım var evliyim
Ne mutlu bütün bu güzel duyguları gerçekten bir ömür boyu bir yastığa baş koyduğu, hayatı birlikte yaşadığı ve çocuklarının annesine duyabilen erkeklere.Sensizliğim bilinmiyor
Sen gittin gideli ellerim hep titriyor
Kalbim bu acıyı saklıyor Yıllar sonra bile hiç kimseye söylemedim
Bu sevdayı kalbime gömdüm ve sen öldün
Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor
Yastayım hiç kimse bilmiyor
……………………..
Yaşlandım artık bıraktığın gibi değilim
Üstelik bir kızım var evliyim
Bu yazıyı yazdıktan sonra fikirlerine güvendiğim erkek arkadaşlarıma sordum. “Hangi kadına kadınım diye hitap edersin?” diye; “Kadınım kelimesinin içinde cinsellik vardır. Çok özel biri olması gerekmez” dediler. Çok hayret ettim. Oysaki kadın gözüyle kadınım kelimesi çok özeldir ve her kadına söylenince anlamı kalmaz. Neyse ben bu yazımı değiştirmedim. Aynen yayına girmesini istedim. Sizlerden gelecek mailleri merakla bekliyorum.
Şimdi diyeceksiniz ki, sen bir kadın olarak erkeklerin duygularını bu kadar iyi nereden biliyorsun. Çok haklısınız.
Peki bana “KADINIM” diye hitap edilmiş olamaz mı :)
Sevgiler
Tülay Bilin

“İmkansızlığı yokluğun zindanda asıp
Vuslatı senin yüreğinde yaşamaya geliyorum.. "
Sana geliyorum umut tarlalarına " sevdamızın " güneşini ekerek. Vuslat kelimelerini tozlu raflardan indirip sana geliyorum. Biliyorum, avuçlarında hasretin alazları yanıyor... Külleniyor vuslatın kelimeleri yüreğinde… Bekle beni, avuç içlerindeki kör olası yangınları ıslak kirpiklerimle söndürmeye geliyorum. Yürüyorum zifiri uçurumları aşarak. Gözlerin " gelecek diye " perdelerin arasında gözyaşıyla ıslanmasın. Ben karanfillerin gülümsediği kuşluk vaktinde saçlarına süzüleceğim. Haydi, saat çoktan gece yarısını geçmiş olmalı oralarda… Uyutamasan da hasreti, ne olur gözlerini kapa yıldızlara... Ben gelirken, yüzündeki hüzün bulutlarını topla göğünden ve uykuya dalmış " vuslat " türkülerini kaldır kirpiklerinden…
Umut fakiri sevdamla kana kana gülüşlerini avuçlarından içmeye geliyorum. Uykular haram sana kavuşana kadar. Geldiğimde bir tutsam ellerini, bir öpsem yüreğini goncalar tebessüm edecek toprağın altından… Güller dökülecek yıldızların avuçlarından… Ah bir sarılsam sana… Rüzgâr bile kıskanırdı kavuşmamızı... Sana geliyorum. Leyla sına ağlamaklı Mecnun yoldaşım, Aslı sına kavuşması prangalı Ferhat ise arkadaşım oldu bu yolculukta. Biliyorum zaman akmıyor takvimlerin belinden… Saatler gece yarısını çoktan geçse de uzanamıyorsun yatağına… Hissediyorum bana kavuşmadan yatağına sanki çiviler serpiştirilmiş… Haydi, kapat perdelerini… Süzülmesin gözlerinden yanağına doğru ıslak nehirlerin… Mahpusa düşmesin sevda kokan kelimelerin… Bekle beni, geldiğimde cebinde biriktirdiğin gözyaşlarını yüreğimde kurutacağım. Doya doya sarılıp gözlerinde baharları soluyacağım.
Sana geliyorum yetim çocukların düşlerini sırtıma yüklenerek. Aşındırıyorum vuslat kaldırımlarını… Karanlığı eze eze sana koşuyorum. Aldırma ellerimin titremesine. Kolay mı gözlerindeki solduğum " hayali " Cenneti nefesinde hissetmek? Kolay mı ellerine sürülmüş bahar kokusunu doyasıya içime çekmek? Kolay değil elbet… Kelimeler anlatamıyor içimde büyüyen heyecanı… Of dizlerim titriyor yine… Ter basıyor alnımı… Yıllar haince güneşini vursalar da, gülen yüzünü soldursa da acılar ne olur ağlama ne olur… Sabır elbisesini giyin üzerine… Umutlarını kanatlandır karanlık gökyüzüne… Ben senin için yollardayım… Azığım gülüşü, katığım acıların olmuşken biraz daha dayan gül yüreklim... Geldiğimde " vuslat " ateşiyle küllendireceğim arsız sancılarını… Ben sökeceğim takvimlerde asılı kalmış gözyaşlarını… Ne olur taş kundaklarda uyut hasretini… Ne olur silme ıslak kirpiklerini… Ben o ıslak yüreğini " sıcak umutlarımla" sileceğim…
Yürüyorum karlı dağları birer birer aşarak. Yorulsam bir an, buğulu bakışlarında " sağır akşamları " senin yanında karşılamanın huzuruyla dinleniyorum… Of serçe edalı bulutların koynunda yürür gibi sana koşuyorum. Bazen yolunu kaybetmiş yağmur yüklü bulutlar " vuslatın " kentini soruyor bana… Bende peşimden gelmelerini söylüyorum… Göğünü yitirmiş kuşları peşime takıp hep birlikte sana geliyoruz…
Sana geliyorken yokluğunu küllendirdim aldığım her nefeste… Hayalimde gözlerini kaç kez öptüm… Kaç kez gül bahçelerinden çiçekleri çaldım... Sana geliyorum utangaç ve mahcup bir çocuğun düşlerini yüreğine sermek için. Gelirken, kaç kez pusulara düştüm. Hor görüldüm karanlıklarda... Öyle zifiri idi öyle katransıydı ki geceler, bastığım her adımda Yusuf un kör kuyuları sandım. Lokma lokma acılarını sundular boğazıma… Ne olur üzülme sen… Gecelerde yakılsa da bedenim ne olur ağlama sen… Küllerimden saçlarına gülleri motifleyeceğim. Denizlerin dibindeki incileri yüreğine dizeceğim… Biraz daha sabret uykusuzluğa ve bu vuslat kokan yalnızlığa.
Uçurum kenarında toprağa kökleriyle delice tutunmuş "umut çiçeklerini " yüreğimle toplamaya geliyorum. Başını dayayıp bir çocuk gibi utanmadan ağlayabileceğin " omuz " olmaya geliyorum. Dilimde Şehrayin türkülerini yakıp kaldırımları aşıyorum… Bil ki, bu yolculuk " vuslata " gebe… Bu yolculuğun sonunda ya karanlıklarına yıldızları dizeceğim ya da saçlarına baharları işleyeceğim... Bu mahpusluk, bu hasret bitecek elbet… Kangren gecelerin yokluğumda işlenmeden, ak alınlı günlerin karanlığa bürünmeden kelebeklerin sırtından avuçlarına düşeceğim bir çiğ tanesi gibi…
" Sana geliyorum gül yüreklim
Vuslatı senin gözlerinde yaşamak için.
Uçurumları aşıyorum
Gözlerinde " hayali " Cenneti solumak için."

Nasılsa beni senden soracak hiç kimsemiz yok
nasılsa beni yolcu etmen için hazırdır nedenlerin
merak etme beni
nasılsan öyledir halim..
yanında olamayacağım her mesafede
Saçına dokunma isteğimin ihtimali dahi yok artık
bu yüzden önemi de yok nerde olacağımın
ve seslenen sen olmayacaksın madem
Bana sanıp adımı duyacağım hiçbir yöne kalbim çarpmayacak
Siyah şimdi daha mı çok yakışacak bana
oysa ne çok dilerdim geceyi kıskandıran gözlerine bürünmeyi
Kaç bin adım sonra hayalin silinir gözlerimden
Peki üç cümlenin birinde adını anma alışkanlığım tükenir mi ?
bahardı gözlerin..
Şimdi takatim yeter mi boynuma kadar kış mevsiminden geçmekten
Elime dahi dokunmadan nasıl verdin bana bu şekli
Sen varsın
gerçeksin madem..
Nasıl benden bahsedebiliyorum
Ardından kaç yıl sonra yollarsın sende kalan aklımı
Aklım bulunca tanır mı senden geriye enkaz kalmış beni
Şimdi yetimler mi muktedir ruhumu teskin etmeye
Nasıl bir sensizliğe düştüm ki
Dünya koca bir çukur gibi bedenime
Allah aşkına değmesin saçlarına artık şimal rüzgârları
İzin verme..!
Bilirim kokunun aşamayacağı uzaklık yok
Bilirim gelirde beni kefenler nefesin
Ölmemi istemezsin şimdi
Dokunman gereken alnıma duvarlar çarpar
Nerdesin..!

“Aşk odu evvel düşer ma’şûka andan âşıka
Şem’i gör ki yanmadan yandırmadı pervâneyi”
Fuzûlî
Biri pervaneye şu sözleri söyledi:
“Ey ufacık böcek, minicik kanatlı hayvan! Sen kendine lâyık bir dost tut. Öyle bir yola git, öyle bir yol tut ki, biraz olsun başarı umabilesin. Sen kim, mum kim? Sen neredesin, mum sevmek nerede? Semender değilsin. Ateşin etrafında dolaşma. İnsan önce kendini bilmeli, yiğitliğini denemeli, ondan sonra savaşa atılmalı.
Yarasaya baksana! Güneşten saklanıp gizlendiği için gündüzleri ortalarda görünmüyor, geceleri meydana çıkıyor. Demir pençeli kimse ile savaşmak, câhillik, kendini bilmezliktir. Düşman olduğunu bildiğin birisini dost edinmek akıllıca bir hareket değildir. Ey pervane! Kimse sana mumun uğrunda nâhak yere ve boşu boşuna öldüğün için iyi ediyorsun demez.
Bir dilenci padişahın kızını isterse, bu saçma bir fikir beslemek, mânasız bir harekette bulunmak demektir. Ensesine tokadı yer. Bir mecliste mum yandığı vakit, padişahlar bile yüzlerini ona çevirirler. Hâl böyle iken mum hiç sana, senin gibi âşıka yüz verir mi? Karşısında o kadar padişahlar varken, büyükler dururken senin gibi bir müflise iltifat eder mi hiç ? Ben zannetmem.
Mum herkese nezaket, yumuşaklık, fakat sana kızgınlık gösterir. Çünkü sen zavallısın, biçâresin.
Yüreği yanık pervane ona şu cevabı verdi:
Ey tuhaf adam! Sen bu sözlerinle tuhaf oluyorsun ama iş tuhaf değil. Mum beni yakarmış, yanarmışım. Bunun ne önemi var. Yansam ne olur, kavrulsam ne çıkar. Gönlümde İbrahim’in ateşi var. Nemrud’un ateşi İbrahim’e nasıl bir gülizâr oldu ise, mumun ateşi de benim için bir gülistandır.
Gönül, canânın eteğine çekmez, canânın aşkı canın yakasına yapışır. Ben kendi isteğimle kendimi ateşe atmıyorum ki! Boynumdaki aşk zinciri beni ateşe sürüklüyor. Mumun ateşine kavuştuğum zaman yanmıyorum ki, o beni uzakta iken yakmıştı. Yâr, güzellik ve sevilmek icabı istediğini yapar.
Ona: Yapma, etme, günahtır denilmez ki! Ben, yârimi sevdiğim için onun ayakları altında can vermeye hazırım. Emelim budur, zevkim de bundan ibarettir. Can benim değil mi? Kim buna engel olabilir? Dost var iken bana varlık yakışmaz. İşte bunun için can veriyorum. İstiyorum ki, yalnız o var olsun. Yârim güzeldir, beğenilmiştir. İstiyorum ki, ben yanarken çıkardığım alev ona sirayet ederek onun ışığına katılsın, onun ziyasını arttırsın.
Şem’i gör ki yanmadan yandırmadı pervâneyi”
Fuzûlî
Biri pervaneye şu sözleri söyledi:
“Ey ufacık böcek, minicik kanatlı hayvan! Sen kendine lâyık bir dost tut. Öyle bir yola git, öyle bir yol tut ki, biraz olsun başarı umabilesin. Sen kim, mum kim? Sen neredesin, mum sevmek nerede? Semender değilsin. Ateşin etrafında dolaşma. İnsan önce kendini bilmeli, yiğitliğini denemeli, ondan sonra savaşa atılmalı.
Yarasaya baksana! Güneşten saklanıp gizlendiği için gündüzleri ortalarda görünmüyor, geceleri meydana çıkıyor. Demir pençeli kimse ile savaşmak, câhillik, kendini bilmezliktir. Düşman olduğunu bildiğin birisini dost edinmek akıllıca bir hareket değildir. Ey pervane! Kimse sana mumun uğrunda nâhak yere ve boşu boşuna öldüğün için iyi ediyorsun demez.
Bir dilenci padişahın kızını isterse, bu saçma bir fikir beslemek, mânasız bir harekette bulunmak demektir. Ensesine tokadı yer. Bir mecliste mum yandığı vakit, padişahlar bile yüzlerini ona çevirirler. Hâl böyle iken mum hiç sana, senin gibi âşıka yüz verir mi? Karşısında o kadar padişahlar varken, büyükler dururken senin gibi bir müflise iltifat eder mi hiç ? Ben zannetmem.
Mum herkese nezaket, yumuşaklık, fakat sana kızgınlık gösterir. Çünkü sen zavallısın, biçâresin.
Yüreği yanık pervane ona şu cevabı verdi:
Ey tuhaf adam! Sen bu sözlerinle tuhaf oluyorsun ama iş tuhaf değil. Mum beni yakarmış, yanarmışım. Bunun ne önemi var. Yansam ne olur, kavrulsam ne çıkar. Gönlümde İbrahim’in ateşi var. Nemrud’un ateşi İbrahim’e nasıl bir gülizâr oldu ise, mumun ateşi de benim için bir gülistandır.
Gönül, canânın eteğine çekmez, canânın aşkı canın yakasına yapışır. Ben kendi isteğimle kendimi ateşe atmıyorum ki! Boynumdaki aşk zinciri beni ateşe sürüklüyor. Mumun ateşine kavuştuğum zaman yanmıyorum ki, o beni uzakta iken yakmıştı. Yâr, güzellik ve sevilmek icabı istediğini yapar.
Ona: Yapma, etme, günahtır denilmez ki! Ben, yârimi sevdiğim için onun ayakları altında can vermeye hazırım. Emelim budur, zevkim de bundan ibarettir. Can benim değil mi? Kim buna engel olabilir? Dost var iken bana varlık yakışmaz. İşte bunun için can veriyorum. İstiyorum ki, yalnız o var olsun. Yârim güzeldir, beğenilmiştir. İstiyorum ki, ben yanarken çıkardığım alev ona sirayet ederek onun ışığına katılsın, onun ziyasını arttırsın.
Ey bana öğüt veren! Diyorsun ki: Git, kendine göre birisini bul, onu dost edin! Bu öğüdün bana hiçbir faydası yok. Bana kâr etmez, te’sir etmez. Bilir misin ki, aşığa nasihat etmek akrebin soktuğu kimseye sızlanma, inleme demeye benzer. Sindbad kitabında çok güzel bir nükte vardır. O da şudur: “Aşk ateştir, öğüt yeldir.Yel, ateşi alevlendirir.” Bir kaplanı ne kadar dövsen, o nisbette hırçınlaşır, öfkesi şiddetlenir. Ey nasihatçı! Sen bana fenalık yapıyorsun. İstiyorsun ki, yüzümü ateşli yerden ateşsiz, soğuk yere çevireyim.
Şimdi sıra benim. Ben sana nasihat vereyim de dinle.
Daima kendinden iyisini ara. Kendin gibilerle vakit geçirmek, vaktini zâyi etmektir. Kendi emsalinin peşinden ancak kendini beğenmişler gider. Tehlikeli yerlere ise ancak sarhoşlar gider. Nitekim ben aşka düştüğüm zaman onun bütün belâlarını da düşündüm. Kelleyi koltuğa aldım da bu yola girdim.
Sadık bir aşık isen elini canımdan çek. Canını vermeye kıymayanlar kendini beğenen korkaklardır ve sevgiliye değil de kendi şahıslarına âşıktırlar. Bir gün gelecek, nasıl olsa ecel pusu kuracak beni alıp götürecek. Onun için nazlı sevgilim beni öldürsün daha iyi. Onun uğrunda, onun elinde güle oynaya can veririm. Madem ki, ölüm haktır ve alına yazılmıştır, cânan uğrunda, onun elinde ve yanında ölmek daha iyi değil mi? Bir gün ister istemez öleceksin. Yârin ayağı dibinde can vermek daha iyi değil mi?
Pervâne sâdık bir âşıktır. Tek bir ışık etrafında döner durur ve kendini yok eder. Onun yok oluşu, “Vahdet” yolundaki dervişin hâline benzer. Işık ilâhî aşk, pervâne ise bu aşk ile yanıp tutuşan ve hatta yokluğa erişen derviş demektir. Pervane acziyet ve perişanlığına bakmadan aşkı ile etrafında yanıp durduğu mumun huzurunda, ma’şûkuna seslenir: Ey sevgilim! Hadi ben âşığım, yansam da yeridir. Peki ya sen neden yanıyorsun, niçin ağlıyorsun. Mum inleyerek cevap verir: Benim tatlı balım vardı. Beni ondan ayırdılar. Şirin’im haksızlıkla elimden alındı. İşte Ferhad gibi tepemden ateş çıkıyor. Gece, meclisi aydınlatan ışığıma bakma. İçimi yakan ateşe bak. Mum, hem bu sözleri söylüyor, hem de sararmış yanağından sel gibi gözyaşı dökülüyordu.
Mum, sözüne devamla pervaneye dedi ki:
Ey pervane! Ey aşk iddiacısı! Aşk, senin işin değil. Seninki bir kuru iddiadan ibaret. Sende ne sabır var, ne de tahammül. Sen azıcık bir ışık ve ateş gördün mü, hemen yanıyorsun. Ben ise tamamıyla yanıncaya kadar dikilip duruyor, dayanıyorum. Aşk ateşi senin yalnız kanadını, benim ise bütün vücudumu, baştan aşağı yakar. Derviş de mum gibidir. Dışı parlaktır ama içi yanmıştır.
Artık gece bitiyor, sabah oluyordu. Peri yüzlü bir hizmetçi gelip mumu söndürdü.
Zavallı mum, dumanı tepesinden çıkarken:
“Aşkın sonu budur işte.” dedi ve can verdi.
Mustafa Demirci
Ben Solarken Sen Nerelerdeydin
Bircan M.
Birgün daha beni bıraktığın yerde, hayâlinleyimEn sonunda son parçamı da aldın benden
Neden diyemem, sana bir neden aramaya hakkım yoktu ardından
Soğudu içimde özlemlerinden kor gibi düşen ateş
Oralarda mutlu isen, bil ki ben de buralarda mutluyum
Leylak rengi ufuklar çiziyorum düşündükçe seni
Artık bana verdiğin çiçeklere tek damla su dökmüyorum
Rüyalarımda görüyorum bana uzanan ellerini
Koşmaya çalışsam yine, sen durduruyorsun beni
En sonunda sen kazandın, canın sağ olsun
Ne gülüşün artık beni oyalar, ne de yokluğun yaralar
Sen bana beni emanet bıraktın giderken
Ecelimi bekler gibi bekliyorum sana ait ne varsa
Nedense içim acımıyor hiç ya da ben hissetmiyorum
Neredeysen bil emanetin hançerli yüreğime
En yüksek taşlardan ördü senden başka gözlere duvarlarını
Rüyâ da görmüyorum artık; çünkü uyuyamıyorum
Ellerimde kilitli uykularım gittiğinden bu yana
Limon rengi odamın loş ışığı
Eski şarkılardan bir demet sunuyor duygularım
Raks ediyor umut kırıntıları karanlığa inat
Dünya değil de sanki tüm kâinât, dönmeyi bırakmış
Etrafımda ne varsa boş eski heyecanını yitirmiş
Yeşeren ne varsa bahçelerimde solmuş boynu bükük
Dağlara pusu kurmuş zaman tetikte beklemekte
İnadına sarılıyorum yokluğunun kayalıklarına
Neredeydin ben solarken sen, nerelerdeydin???
Bircan .M (Kayıpgül)
11 Haziran 2010 Cuma, 20:17 .
…UzaklardasıN…
Ben uçurumun kenarında,
Sen aşağıdasın..
Düşemiyorum!!
Ben uçurumun kenarında,
Sen aşağıdasın..
Düşemiyorum!!
Elimi bağrıma götürdüğümde dokunabiliyorum belki sana ama gözlerimden yüreğime inen kilometrelerce damar kadar uzaksın bana..Yüreğimden gözlerime parıltı olana kadar, yollar eksilitiyor çehreni !
Gel az biraz, yak(ın)laş! Ne Olur ! ? Aç kollarını yada Düşeyim ne olur ! ?
…UzaklardasıN…
Ben uçurumun kenarında,
Sen aşağıdasın..
Düşemiyorum!!
Ben uçurumun kenarında,
Sen aşağıdasın..
Düşemiyorum!!
Tebessümlerim eksikti hep benim ömrümün bu anına kadar..Seni gördüm, bir süre daha bir yakıştı yüzüme gülüşlerim.Nerden bilirdim ki yanımdayken bu kadar uzak olacağını ve meleği olduğum bir hüzün olup yüzümün zerrelerinde kaybolacağını !?
Gel az biraz, sar(ıl)! Ne Olur ! ? Aç kollarını yada Düşeyim ne olur ! ?
…UzaklardasıN…
Ben uçurumun kenarında,
Sen aşağıdasın..
Düşemiyorum!!
Ben uçurumun kenarında,
Sen aşağıdasın..
Düşemiyorum!!
Gözümün yaşı çoktur benim, çilem dolmaz, yolum yokluktur benim ! Seni ben eyledim, yolumun tozlarını üfledim, çilemi uzak farzettim ! Bir melek olup seni hüznüm ilan edip, canımı yandırmana hevesliydim ! Bu kadar canımı yakacağını nerden bilebilirdim ! ?
Gel az biraz, din(gin)len(ş) ! Ne Olur ! ? Aç kollarını yada Düşeyim ne olur ! ?
…UzaklardasıN…
Ben uçurumun kenarında,
Sen aşağıdasın..
Düşemiyorum!!
Ben uçurumun kenarında,
Sen aşağıdasın..
Düşemiyorum!!
Ne çare derdime ! ?Uzak(larda)sın işte ! ! Aç kollarını Düşeyim ne olur ?
Düş(leri)meme izin ver ne olur ?
Aşk dediğin şın gibi olmalı, şeksiz şüphesiz ve üç noktası özü, sözü, gözü anlatmalı…
Aşk dediğin kaf gibi olmalı, kaf dağı gibi ulaşılmaz erişilmez olmalı, iki zirvesi iki nokta gibi göğe uzanmalı, biri can biri canan olmalı…
Hem kaf aşkın kalbidir onu çıkarınca geriye aş kalır, mide kalır… Aşk gönül işidir; gıdası cananın tebessümü, bir tatlı sözüdür…
Alemin var olma sebebi aşktır, dünya Aşk ile döner, güneş her sabah Aşka gülümser, yıldızlar kara gecede Aşkı aydınlatır, yağmur bile Aşkı yeşertmek için yağar aleme…
Aşk dediğin Hz. Hifa hatun ile Hz. Suheyb’in sevdası gibi olmalı…
Gülün Nazı, Bülbülün niyazı hep Aşk içindir… Şairlerin yazdığı, ressamların çizdiği hep Aşk değil midir?
Hz. İbrahim’in gönüllü girdiği ateşi gülistana çeviren Aşk, Hz. Yusuf’u Mısır’a sultan eden Aşk, Hz. Muhammed (s.a.v) ’i sidret’ül müntehadan ötelere götüren Aşk…
"...AŞK sözcüğü zaten sözlükte sarmaşık demekmiş. Bir sarmaşık çınarları. Servileri nasıl sarmalarsa AŞK’ta öyle sarıp sarmalarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri ve her sarmaşık sardığı ağacı kuruturmuş sonunda dıştan yemyeşil ve güzel gösterirmiş ama içten içe kurutur, çürütür, çökertirmiş..."
"...sevmenin tabakaları muhabbet, AŞK ve dert olmak üzere üç derecedir;
-muhabbet odur ki; mahbubunu görürse memnundur, görmezse kaydında değildir.
-AŞK odur ki; mahbubunu görürse memnundur, görmezse mahzundur.
-dert odur ki; mahbubunu görürse de mahzundur, görmezse de mahzundur..."
Aşk hüznün dostudur, hasretin yoldaşı… Gurbettir hep Aşkın mekânı… Hep biri ister, biri gözler, birden başkası düşmanıdır Aşkın…
Aşkın tek gıdası, ekmeği, aşı, aşığın gözyaşıdır. Aşkın bayramı maşuğun bir tek tebessümüdür…
Aşk; görebilmektir, binlerce kişi içinde bile onu görebilmek, ama bazen de görmezden gelebilmektir.
Aşk ta karşılık beklemek yoktur. Aşığın duası her an “Yarabbi onun hakkında hep en hayırlısını nasip et, ona gelecek dertler, üzüntüler bana gelsin” diyebilmektir. Ya da “ Ben öleyim o kalsın, ben ağlayayım o gülsün… ” Ama en önemlisi Hz. Ebubekir’in duası gibi dua etmektir. Hani diyor ya “Yarabbi benim vücudumu o kadar büyüt o kadar büyüt ki cehennemde benden başka kimseye yer kalmasın.” İşte Aşık en azından diyebilmeli ki “Yarabbi benim vücudumu iki kişilik yap eğer onun cezası varsa onun yerine de ben yanayım, yer kalmasın cehennemde o dışarıda kalsın”
Hatırlamak; unutanlara has bir özelliktir. Aşk dediğin unutmak tükenmektir diye bilip hiç unutmamaktır…
Aşk, Nazdır. Tüm sevdaların olmazsa olmazı naz… Türk’ün ta Türkistan’dan çıkıp geldiği, İstanbul’un Fatih’e ettiği naz… Naz anlayana niyazdır. Bilesin!
Aşk; her şeyi, her anı, her zamanı, her mekânı O ve diğerleri diye ayırmaktır. Onsuz bir geçmişi buruşturup çöpe atabilmek, onsuz bir geleceği hayal bile etmemektir.
Aşk; her şeyi, her anı, her zamanı, her mekânı O ve diğerleri diye ayırmaktır. Onsuz bir geçmişi buruşturup çöpe atabilmek, onsuz bir geleceği hayal bile etmemektir.
Aşk; en çokta haddini bilmektir…
Aşk susmayı bilmektir, susabilmektir…
Ve Aşk; bilmektir Ey Sevgili!
Bir tek yârı bilmek, onu candan daha aziz bilmektir. Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
Onun selamı ile gelen bela olsa Eyvallah diyebilmektir.
Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene, kalmana ölmene hepsine Eyvallah. Bilesin!
Mustafa Türkarslan
Yürüyorum ol aşkı imkânsızın peşinden
Deli poyraz misali kızarak geliyorum
Uyandıramadım cananı bensiz düşünden
Kar gibi, tipi gibi tozarak geliyorum
Bir türlü baharı gelmeyen kara kışımla
Aklar düşen saçımla, kirpiğimle, kaşımla
Senli sevdaya akıttığım son gözyaşımla
Gözlerinden gönlüne sızarak geliyorum
Alev alev yandığım sevdanın narlarına
Sular serptim yüreğimin kızıl korlarına
Bu aşkta gülmeyen yüzümün bozkırlarına
Gözyaşlarımla izler kazarak geliyorum
Anka kuşu misali küllerimden doğarak
Yeşerttiğim sevdamla ayrılığı boğarak
Sevdiğim canözümü de yanıma alarak
Feleğin oyununu bozarak geliyorum
Yüreğinden öpüp, bıraktığım selamımla
İsmini dilinden düşürmeyen kelamımla
Leyla-mecnun sevisi dolu, can kalemimle
Sevdamı yüreğine yazarak geliyorum
Deli poyraz misali kızarak geliyorum
Uyandıramadım cananı bensiz düşünden
Kar gibi, tipi gibi tozarak geliyorum
Bir türlü baharı gelmeyen kara kışımla
Aklar düşen saçımla, kirpiğimle, kaşımla
Senli sevdaya akıttığım son gözyaşımla
Gözlerinden gönlüne sızarak geliyorum
Alev alev yandığım sevdanın narlarına
Sular serptim yüreğimin kızıl korlarına
Bu aşkta gülmeyen yüzümün bozkırlarına
Gözyaşlarımla izler kazarak geliyorum
Anka kuşu misali küllerimden doğarak
Yeşerttiğim sevdamla ayrılığı boğarak
Sevdiğim canözümü de yanıma alarak
Feleğin oyununu bozarak geliyorum
Yüreğinden öpüp, bıraktığım selamımla
İsmini dilinden düşürmeyen kelamımla
Leyla-mecnun sevisi dolu, can kalemimle
Sevdamı yüreğine yazarak geliyorum
Saklı Düşlerim

...Hep bir yanım yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek 'kimse'mden yoksunluk, yani kimsesizlikti.

Sadece sana sarilarak uyudugumda nefes alabiliyordum.
Beni kollarina aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesizboynuna dayadığımda, kokunu kalbimle soluduğumda... Uykun benim
cennetimdi.

Çünkü cennet sadece ikimizin olabildiği yerdi benim için.
Uykunda sadece ikimiz vardik. Aşkıma dar gelen sevgi sözcüklerine
ihtiyacım yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye
ihtiyacım yoktu artık.

Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce,
şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim
için kalemi eline alip da yazdığın mektuplarca sevdim.

Sensiz geçen gecelerde yüreğimde biriken kiskançlığın, öfkenin,kırgınlığın ve hasretin hummalı karanlığı, sana kavuştuğum anlardasevinçten çıldırmanın eşiğinde tarifsiz bir hazza dönüşürdü... Sanayeniden dokunmak, sanki bulutlara öpücükler kondurmak gibiydi...
Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavuşma, aşk ve öfke, merhamet ve acımasızlık,kırgınlık ve bagışlama her sey ama her sey
sevgimizin taşkın sularında birbirine karışırdı.

Iki kalbin bir ömre sığdırabileceği
tüm duyguları biz o kısacık anlarda soluk soluğa yaşardık...
Hala seninle geçireceğim anlarin telasiyla tüketir gibi yasiyorum sensiz geçen günlerimi.
Yılar geçti, hala seni görecek olmanı
kalp çarpıntılarıla, yalniz senin için giyiniyorum en güzel giysilerimi.
Sen güzel bulasın diye geçiyorum aynalarin karsisina.
Seninle geçen zaman bir daha tekrarı olmayan, dogaçlama bir melodi gibi benim için... Sanki birlikte yazılmış kaderimizin
sayili dakikalarindan an çalıyorum.


Sadece sana sarilarak uyudugumda nefes alabiliyordum.
Beni kollarina aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesizboynuna dayadığımda, kokunu kalbimle soluduğumda... Uykun benim
cennetimdi.

Çünkü cennet sadece ikimizin olabildiği yerdi benim için.
Uykunda sadece ikimiz vardik. Aşkıma dar gelen sevgi sözcüklerine
ihtiyacım yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye
ihtiyacım yoktu artık.

Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce,
şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim
için kalemi eline alip da yazdığın mektuplarca sevdim.

Sensiz geçen gecelerde yüreğimde biriken kiskançlığın, öfkenin,kırgınlığın ve hasretin hummalı karanlığı, sana kavuştuğum anlardasevinçten çıldırmanın eşiğinde tarifsiz bir hazza dönüşürdü... Sanayeniden dokunmak, sanki bulutlara öpücükler kondurmak gibiydi...
Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavuşma, aşk ve öfke, merhamet ve acımasızlık,kırgınlık ve bagışlama her sey ama her sey
sevgimizin taşkın sularında birbirine karışırdı.

Iki kalbin bir ömre sığdırabileceği
tüm duyguları biz o kısacık anlarda soluk soluğa yaşardık...
|
Hala seninle geçireceğim anlarin telasiyla tüketir gibi yasiyorum sensiz geçen günlerimi.
Yılar geçti, hala seni görecek olmanı
kalp çarpıntılarıla, yalniz senin için giyiniyorum en güzel giysilerimi.
Sen güzel bulasın diye geçiyorum aynalarin karsisina.
![]() |
Seninle geçen zaman bir daha tekrarı olmayan, dogaçlama bir melodi gibi benim için... Sanki birlikte yazılmış kaderimizin
sayili dakikalarindan an çalıyorum.

Öylece karşında oturup seni seyretmeyi,sana yemek hazırlamayı, seninlesohbet etmeyi,dostlarını ağırlamayı, seninle birlikte uyumayı, yanipaylastığımız ne varsa
hepsini bir daha asla okuyamayacağım bir şiiri
kelime kelime içime sindirir gibi, soluk soluğa hissederek yaşıyorum

Cezmi Ersöz'ün "Şizofren Aşka Mektup" Adlı Kitabından bir bölüm

-Aşk nedir anneciğim ?
-Aşk mı? Şey... Aşk söyle bir şeydir kızım, hani mesela çok zengin ve yakışıklı bir adama rastlarsın, seni Venedik'e götürür, mehtapta gondolla gezersiniz, sonra San Marco meydanında güzel bir restoranda harika bir yemek yersiniz, nazik falan, ve arkasından en lüks bir otelde sana şahane bir gece yaşatır. Sonra da, ne bileyim işte, sana güzel bir araba alır, bir daire alır, ya da deniz kıyısında sana bir villa satın alır, elmas gerdanlıklar, altın yüzükler hediye eder, mutluluktan uçarsın adeta, işte aşk böyle bir şeydir kızım...
-Ama anne, peki o heyecanlar, güzel duygular, kalbin küt küt çarpması, ilk buluşma, ilk öpücük,birlikte bişeyleri başarma ,paylaşım... Bunlar yok mu ?
-Ha onlar mı ? Kızım onlar bedava hatun götürsünler diye komünistlerin uydurmaları, yok öyle bir şey!..
bir avuç duru sudur gülüşün
gülüşün bir pınar başında
yüzüme serpe serpe serinlediğim
seher yelidir
okşar kanatlarını yüreğimin
maviye değer başım
zaman kavramının dışında
yelkovanın akrebi yirmidört kez çiğneyip geçtiği
doğanın bütün kanunlarını ihlal edip
kavrulup savrulan bir kumsalda
susuz yeşeren narin bir çiçektir gülüşün
ve biz ondan öncesini unutmuş olarak
aşka dairlerin ütopyasını çizdik yürek haritamıza
sen orada, ben burada
alıp avuçlarımın arasına iki yanağını
süzüp ışıltısını kirpiklerimden gözlerinin
nariçi dudaklarında
otuziki diş öpüşümdür gülüşün
nakışlayıp adını yüreğimin kabzasına
sesinin her telini sarıp belleğime
yorgan misali gecelerce örtündüğüm
gökyüzüdür gülüşün
duruşun halkım
mabedimdir gülüşün
ötesi uçurum olsun varsın
düşüp ölmek sende güzelleşir
sende ben
aşkın evrensel gizemini sevdim
kırlangıçların göç göç gidip gelişini
güvercinlerin bahar coşkusunu
yasakları
ve yasakların yasak tutkusunu
sende ben
unutmamayı
bir de unutulmamanın onurunu sevdim
ülkem bakışlım
hadi tut ellerimden sıkıca
bir türkünün bilinmeyen ırasını fısılda
olanca sıcaklığını bırak içime
iki dudak arası bir öpüş yansın
sende ben
türkü türkü ülkemi sevdim...
gülüşün bir pınar başında
yüzüme serpe serpe serinlediğim
seher yelidir
okşar kanatlarını yüreğimin
maviye değer başım
zaman kavramının dışında
yelkovanın akrebi yirmidört kez çiğneyip geçtiği
doğanın bütün kanunlarını ihlal edip
kavrulup savrulan bir kumsalda
susuz yeşeren narin bir çiçektir gülüşün
ve biz ondan öncesini unutmuş olarak
aşka dairlerin ütopyasını çizdik yürek haritamıza
sen orada, ben burada
alıp avuçlarımın arasına iki yanağını
süzüp ışıltısını kirpiklerimden gözlerinin
nariçi dudaklarında
otuziki diş öpüşümdür gülüşün
nakışlayıp adını yüreğimin kabzasına
sesinin her telini sarıp belleğime
yorgan misali gecelerce örtündüğüm
gökyüzüdür gülüşün
duruşun halkım
mabedimdir gülüşün
ötesi uçurum olsun varsın
düşüp ölmek sende güzelleşir
sende ben
aşkın evrensel gizemini sevdim
kırlangıçların göç göç gidip gelişini
güvercinlerin bahar coşkusunu
yasakları
ve yasakların yasak tutkusunu
sende ben
unutmamayı
bir de unutulmamanın onurunu sevdim
ülkem bakışlım
hadi tut ellerimden sıkıca
bir türkünün bilinmeyen ırasını fısılda
olanca sıcaklığını bırak içime
iki dudak arası bir öpüş yansın
sende ben
türkü türkü ülkemi sevdim...
Meral Vurgun
Küçük bir kayıkta
Denizin ortasında kalmışım
Tek dostum ay
Işığıyla aydınlatıyor
sensiz kalan yüreğini
Buraya nasıl geldiğimi bir tek o biliyor
Sanki ince,ince gülümsüyor
Korkma diyor
Korkmuyorum aslında
Sensizlikten korktuğum kadar
Bir hiçlik var içimde
Buradan kurtuluş yok biliyorum
Yinede korkmuyorum ölümden
Sensizlikten korktuğum kadar
Gözlerim denizin derinliklerine dalıyor
Birbirlerine kur yapan
Balıkları görüyorum
Mutlu günlerimizi anımsıyorum
Dudağımın kenarında bir ıslaklık hissediyorum
Bir sigaram olsa diyorum
Elimi montumun cebine atıyorum
Bir sigara buluyorum
Ateşim yok bu sefer
Ben varım sen yoksun
Sonra öbür cebime atıyorum elimi
Ateş buluyorum
Son dileğim gerçekleşmiş gibi
Keşke seni dileseydim diyorum içimden
Son sigaramı yakarken…
Dileseydim de
Okuyabilseydin seni nasıl sevdiğimi gözlerimden
Nasıl yapı cam sensiz diye düşünüyorum
Bu yaşadığım rüya olsun diyorum
Biraz sonra kolların da uyanmayı hayal ediyorum
Ama bu bir rüya değil biliyorum
Ve ben yavaş, yavaş ölüyorum
Hiç korkmuyorum ölümden
Çok korkuyorum sensizlikten
Hani ölüme yakın hissedince insan kendini
Bir film şeridi gibi geçermiş ya gözünün önünden geçmişi
Hep sen geçiyorsun gözümün önünden şimdi
İçime bir ılıklık akmıştı seni ilk gördüğümde
Ve ben çocuktum seni çok sevdiğimde
Bütün hayatımı kaplamışsın
Nasıl sevmişim seni nasıl bağlanmışım
Yüreğim nasıl ağlıyor bir bilsen
Nasıl zor sensiz nefes almak bir bilsen
Ölüm değil ama sensizlik nasıl koyuyor bana bir bilsen
Başka çarem yok kurtuluşum da
Sana sadece elveda diyebiliyorum
Elveda sevgilim elveda sana
Elveda senle yaşadığım hayata
Ve merhaba ölüm…
Denizin ortasında kalmışım
Tek dostum ay
Işığıyla aydınlatıyor
sensiz kalan yüreğini
Buraya nasıl geldiğimi bir tek o biliyor
Sanki ince,ince gülümsüyor
Korkma diyor
Korkmuyorum aslında
Sensizlikten korktuğum kadar
Bir hiçlik var içimde
Buradan kurtuluş yok biliyorum
Yinede korkmuyorum ölümden
Sensizlikten korktuğum kadar
Gözlerim denizin derinliklerine dalıyor
Birbirlerine kur yapan
Balıkları görüyorum
Mutlu günlerimizi anımsıyorum
Dudağımın kenarında bir ıslaklık hissediyorum
Bir sigaram olsa diyorum
Elimi montumun cebine atıyorum
Bir sigara buluyorum
Ateşim yok bu sefer
Ben varım sen yoksun
Sonra öbür cebime atıyorum elimi
Ateş buluyorum
Son dileğim gerçekleşmiş gibi
Keşke seni dileseydim diyorum içimden
Son sigaramı yakarken…
Dileseydim de
Okuyabilseydin seni nasıl sevdiğimi gözlerimden
Nasıl yapı cam sensiz diye düşünüyorum
Bu yaşadığım rüya olsun diyorum
Biraz sonra kolların da uyanmayı hayal ediyorum
Ama bu bir rüya değil biliyorum
Ve ben yavaş, yavaş ölüyorum
Hiç korkmuyorum ölümden
Çok korkuyorum sensizlikten
Hani ölüme yakın hissedince insan kendini
Bir film şeridi gibi geçermiş ya gözünün önünden geçmişi
Hep sen geçiyorsun gözümün önünden şimdi
İçime bir ılıklık akmıştı seni ilk gördüğümde
Ve ben çocuktum seni çok sevdiğimde
Bütün hayatımı kaplamışsın
Nasıl sevmişim seni nasıl bağlanmışım
Yüreğim nasıl ağlıyor bir bilsen
Nasıl zor sensiz nefes almak bir bilsen
Ölüm değil ama sensizlik nasıl koyuyor bana bir bilsen
Başka çarem yok kurtuluşum da
Sana sadece elveda diyebiliyorum
Elveda sevgilim elveda sana
Elveda senle yaşadığım hayata
Ve merhaba ölüm…
DİDEM KARAKIŞ
Sebepsiz sevmektir aşk,
Nedeni olmadan bağlanmak birine.
Gözlerine baktığında erimektir içten içe,
Ellerini tuttuğunda titremektir tüm benliğinle.
Hatta sarılamamaktır utançtan,
Çünkü utanmaktır sevmek aslında.
Sevmek nedir aslen?
Ölmek mi uğruna?
Yaşamak mı onunla?
Sevmek mi ömür boyunca?
Yoksa ayrılmak mı gerekince?
Nedir insanı başkasına bağlayan?
Güzelliğimi?
Bilmez kimse bu soruların cevabını,
Kimi sever güzelini,
Kimi sever özelini.
Şiir: Can Yücel

Yağmurun bir damlasında bıraktım yüreğimi. Gözlerim gözlerine yağdığında kirpiklerim acıtıyor bedenini. Su gibi, ırmak gibi, akıyor yüreğim. Uzanıp tutuverecekmiş gibi ellerim. Tam ulaşacakken kaçıyor benliğim, duru sularla birlikte kıyıya vuruyor...
Kıyılar çiziyor benliğimi, gözlerimden akan yağmur tanelerini kurutuyor. Yağmurlar bulut oluyor. Yağıyor kır çiçeği kokulu tepelere. Çiçekler mis kokuyor, toprak kokuyor, yağmur kokuyor, sen kokuyorsun. Tenime yağıyor...
Tenim derin suların maviliğinde dalgalarla boğuşuyor. Kahve olan gözlerim okyanus renginde çırpınıyor. Mavi kokuyor, yeşil oluyor, sen doğuyorsun...
Doğuşun bir bebeğin kokusu gibi, süt, saf, temiz...
Çocukluğumda sev beni. Avuçların ben kokayım. Gözlerinde ben doğayım. Nefes aldığın soluk ben olayım, ciğerlerine dolayım...
Sevmekle sevmemek arasında kaybolsun düşüncelerim. Hırçınlaşsın gözlerim. Tırkan aralarında dolan ten ol, sen ol. Kaybolsun düşlerim. Düşlerime gelen sen ol. Mutlu et beni...
Ruhum ruhuna değsin, sesim sesine, tenim tenine.. Vuruşlarında öldür beni. Aç kalmalarım doysun yalnızlığa. Ruhunla doyur beni. Sevmelerin tertemiz olsun. El değmemiş, kirlenmemiş, tüketilmemiş, Bakışlarında yor beni. Sevmelerimde doğur beni...
Ellerin çizsin kaderimi, yüzümde. Yüzümde yol ol.
Yollarına kat beni, katık ol, su ol...
Nefesler tüketmesin sevdayı, gözler doymasın birbirine, değerler yıpranmasın arkanı döndüğünde...
Hayat ol, AŞK ol, inanç ol...
Ölümsüz sevda ol, türküler yakılmayan, çiğnenmemiş toprak ol, yüzülmemiş deniz, alınmamış nefes...
Bir çığlıkta öldür bedenimi, acıtan sen ol...
SUSUŞUM OL...
Bir şarkı vardı Volkan Konak’ın “Mimoza Çiçeğimsin” adlı orada şöyle diyor ya hani:
“Çekilmez bir adam oldum çekilmez..
Uykusuz aksi nalet
Yine her seferki gibi haksızım
Sebep yok
Biliyorum
Olması da imkansız
Bu yaptığım iş ayıp rezalet
Fakat elimde değil gülüm
Elimde değil sevgilim
Seni kıskanıyorum
Beni affet
Beni affet sevgilim
Beni affet…”
Bu aralar hep böyleyim ama az önceki şarkıda söylediğim gibi elimde değil seni kıskanıyorum. Seni öyle çok seviyor ve öyle çok kıskanıyorum ki bazen paranoyalarım için kendimden bile nefret ediyorum. Her şey senin için olmalı her şey ama her şey seni anlatmalı senin isminle başlamalı gün senin isminle devam etmeli. Ben Senin isminle nefes almalıyım senin isminle uyumalı. Bir yanım acıdığında senin ismini anınca geçmeli acım senin ismine anınca baş ağrım dinmeli Komacana bir tebessüm oluşmalı yüzümde. Senin isminle başlayan her cümlede hayatı daha çok sevmeliyim. Adın adımdan, adım adında sonra anılmalı mutlaka. Bazen güneşle konuşurum biliyor musun ya doğ ya doğsun kadınım güneş gibi yüzüme. Biliyorsun ben böyle biri değildim evet belki duygusaldım belki romantik biriydim daha önceleri de ama hiçbir zaman kendimden ödün vermemiştim. Ama sen şu ömre girip bir virüs gibi yayılana ve ben senin içimde olduğunu anladığım andan itibaren her şey için çok geçti artık. Artık tüm vücudumu saran bu güzel hastalıkla mücadele etmek yerine kendimi ona teslim etmenin daha uygun olacağını düşünmüştüm. Öyle bir zamanda çıka gelmiştin ki hayatıma her şeyin karanlığa gömüldüğü bir anda tünelin ucunda ki bir mum aleviydin önce bense ışığa koşan bir ateş böceği. Sonu ölüm bile olsa ateş böceği aşkı uğruna sevdiği amaç ettiği o ışığa kavuşması gibi bende sana koştum ve tünele her yaklaştıkça küçük bir mum alevi sandığım ateşin aslında ne kadar büyük olduğunu fark ediyor ve her fark edişimde ona olan tutkum artıyordu. Tamam ilerde bir ışık vardı ama önünü görmeye yeterli olmuyordu bu ışık. Ben bu yola çıkıyorsam önümdeki engellerin ne önemi vardı. Zaten amaç zoru başarmak değil miydi hep. Hedef hep ulaşılmaz olmamış mıydı insanoğlu için. Bizde Karıncanın Hacca giderken kendisine “oraya varamazsın” dediklerinde onlara verdiği cevap misali “varamazsam yolunda ölürüm” demesi gibi gözümüzü karatıp çıkmıştık yola Bu tüneli aşmak senelerimizi aldı ışık içinde benim içinde. Öyle acılar gördü ki bu gözler bu süre zarfında ama hep o ışığın sayesinde hayata tutundum. Babam öldüğünde en şiddetli tokatı da o ışık attı en içten sarılmayı da. Çalıştığım işyerinin kapanması ve seneler sonra işsizlikle tanışmam ve ruhsal çöküntü içinde bazen ışığın benimle akıl oyunları oynaması. Bazen sabrımı sınaması bazen beni kendinden uzaklaştırmak istemeye çalışması yanacağımı bildiğinden ve benim yanmamı istemediğinden benden ona yaklaştıkça onun kendini geri çekmesi. Her seferinde söylediğim gibi ben o ateşin narıyla yanmaya çoktan gönüllü iken hangi güç beni o ateşten koparabilirdi ki. Aşk da bunun gibi değil midir dostlar zaten sevdiğinin uğruna yanamıyorsan sevdiğini söylemenizin kuru kuru ne anlamı var sevgi bazen cesaret bazen çılgınlık bazen de kimsenin beklemediğini yapmak kısaca imkansızı başarmak değil midir? Aşk için Aşkın için göz yaşı dökmediysen o aşkın ne anlamı var öyle değil mi ama . Bizde onun için göz yaşı döktük onun için hayata tutunduk her şeyin hedefinde o varken başka ne için yaşanabilirdi ki zaten.
Kendisine söylediğim hep bir söz vardır. Bakın burada sizlerin huzurunda bir kez daha yineliyorum şu an okuyan herkes bunun şahididir. O nun olmadığı bir hayatı istemiyorum onsuz nefes almak istemiyorum. Kaç yıldır aşkımızı büyüttük koca ir ağaç oldu şimdi bu ağacı kesmek değil gölgesinde serinlemek meyvesinden tat alma vaktidir. Bugün çoğunuzun (en azından beni biraz olsun tanıyan dostlarım) merak ettiği bir yazım vardı ismi TUTUKLU ve 12 bölümden oluşan. Oradaki tutuklunun ben olduğumu söylememe gerek yoktu sanırım hepiniz bunu biliyordunuz zaten. Bilmeyenler içinde söylüyorum TUTUKLU bendim. Sevdiğinin kalbinde müebbeti isteyen adam bendim. Biliyorsunuz ki başardım da Sevdiğim kadın Yani Sayın Hakim benim istediğim kararı verdi. Düşünsenize Sevdiğiniz kişi sizi kalbinde müebbetle şereflendiriyor. Bakın dikkat edin cezalandırıyor demiyorum öyle dersem sanki istemiyor gibi olurum. Ben onun kalbinde şerefle yaşıyorum diyorum. Sonra biliyorsunuz Aşk Yazı-Yorum burada anlatılan her sevgi yazısı ona ithaf edilmiştir. Başta da dediğim gibi her şeyin hedefinde o varken başka kime ithaf edebilirdim ki. Biliyorum çoğunuz “iyi biz tutuklunun sen olduğunu biliyorduk da kalbinde kalmaktan şeref duyacağın varlık kim? “ diye soruyorsunuz. Merak etmeyin bugün her şeyi açıklıyorum zira artık dayanma kudretim kalmadı. Sevdiğim varlığın KADINIM’ın kim olduğunu açıklamadan önce size birkaç şey daha söylemek istiyorum.
Öncelikle KADINIM’a buradan yine sana bir şeyler söylemek istiyorum.
![]() |
EY KADIN! EY GÜZELLİĞİNLE AŞKINLA BENİ YAKAN NADİDE ATEŞ!
Her şeyden önce şunu bilmeni isterim, ben yolunda ölmenin bile şeref olacağını düşünen bir adamım. Ölümün senden geleceğini bilmek bile boynumu kılıcın altına seve seve sokmaya değer. Yetrki kılıcı vuran el senin elin olsun.
Bazen seni çok kızdırıyor bazen de saçmalıyorum sonradan düşündüğümde yaptığım yanlışları kabul ediyorum. Ama senin bir lafın varya hani Aşk dört dörtlük olduğunda aşk olmaktan çıkar diye bende dört dörtlük olamıyorum bu yüzden sevinmeli miyim bilmiyorum. Senelerdir sana olan sevgimde zerre eksilme olmadı bunun en büyük şahidi sensin. Her gün biraz daha artan bir aşkla seviyorum seni sultanım. Evet evet sen benim sultanımsın. Biliyorsun bunu sana daha önce bir kez söyledim ben yapı olarak kolay kolay pes eden biri değilim inatçı savaşçı bir yapım var ama işin ucunda sen olduğunda her şey değişiyor. Ve yenilmeyi kafasına koymuş bir şekilde çıkıyorum karşına galip gelememenin karşında benim için ne denli güzel olduğunu bir bilsen. Bunu sana nasıl anlatabilirim ki.
Biraz önce bir şiir karalamak geldi yine sen kokan bak dinle
Gönlümün Sultanı Kadınım benim
Gönlümün sultanı kadınım benim.
Aşkının ateşiyle yanan tek benim
Ömrüm ömrüne paspas olmuş
Evvelim ezelim ebedim benim
Çarşı gezdim Pazar gezdim olmadı
Nicesini gördüm senin gibi bakmadı
Tenin, terin öyle güzel koktu ki
Hiçbir çiçek senin gibi kokmadı
Bu aşka düşeli ruhum senindir.
Aldığım verdiğim nefes senindir
Gönlündeki tutuklun benim
Gönlümün sultanı kadınım benim.
Sevdamın ateşi boyumu aştı
Aşkımın sınırı dağları aştı
Sana geldi kollarına ulaştı
Artık ne yaparsan kabuldür derim
Gönlümün sultanı kadınım benim
İster cefa eyle bundan sonrası
İster sar beni ey gül goncası
Arzum, emelim hicranım benim
Gönlümün sultanı kadınım benim
Bak şimdi döküldü bu kelimeler
Kimisi saçma bilir kimi deli der
Bunları bana sensin söyleten
Ruhumun derinini böyle inleten
Sevenim sevgim canımsın benim
Gönlümün sultanı kadınım benim
Dert Ortağı derki ömrümsün benim
İlkimde sonumda sensin hep benim
Ruhumun dilberi sevenim benim
Gönlümün sultanı kadınım benim.
Kadınım, Seni çok seviyorum. Her şeyden önce Bana yaşattığın o güzel günler için sana sonsuz teşekkür ediyorum. Bir kez daha peşinen özür diliyorum senden. Yine her zaman ki saçmalamarımı yapabilirim yapı yorumda senin yanındayken kontrolümü kaybediyorum aklım bakışlarının arasında eriyip yok oluyor ne yaptığını bilmez birine dönüyorum. Anlayışına ve sevgine sığınıyorum. Şimdi dilersen senin kim olduğunu açıklamak istiyorum.
Kadınım, ömrüm hayatıma giren en güzel olay en nadide varlıksın hayatımda olmanın güzelliğini onurunu yaşıyorum ömrüme giren en tatlı cadısın. Ve ben de seni mutlu etmeye çalışan küçük cinin. SweetWitch yolunda ölmeye hazır bu adam seni Kendi varlığından çok daha ve hatta senin kendisine olan sevgisinden bile daha fazla seviyor. Ömrümü ömründen, yolumu yolundan ayırmasın Allah’ım. Sensiz bir ömürü sensiz bir nefesi istemiyorum biliyorsun. Hep yanımda hep canımda hep ruhumda ol KADINIM.
Sana aşık sana tapan seni çok seven
Kapında Kölen kalbinde tutuklun olan Adam Dert Ortağı
Kapında Kölen kalbinde tutuklun olan Adam Dert Ortağı





Devamı





