video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Myanmar (Burma) da Müslümanlar Katlediliyor

Gönderen Dert Ortağı 22 Temmuz 2012 28 Yorum edit post | |

Güneydoğu Asya ülkesi Myanmar'da Budist çeteler, Arakan bölgesindeki Müslümanları katlediyor. 

 

 

Bu katliama göz yuman Devlet Başkanı Thein Sein, şimdi de Müslümanların ülkeden sürgün edilmesi kararı aldı. Sein'in vahşeti engellenmezse, 1 milyonu aşkın Müslüman dünyanın gözü önünde 'ölüme' gidecek.
Güneydoğu Asya ülkesi Myanmar'da askeri yönetimin kışkırttığı Budist çeteler onlarca yıldır Müslümanları katlediyor. Ülkenin 'Arakan' bölgesinde yoğun olarak bulunan Müslüman nüfus, Budist militanlarca sistematik olarak saldırıya uğruyor. Suriye Lideri Beşşar Esed'in eli kanlı çetelerine benzer yöntemleri kullanan Budist militanlar, işkence ve tecavüz gibi her türlü yöntemi kullanarak Arakan Müslümanlarını Myanmar'dan (Burma) kaçmaya zorluyor.
Bu katliama yıllardır sessiz kalmasına rağmen geçtiğimiz nisan ayındaki seçimler öncesi "Katliamlar duracak. Bütün etnik unsurlar barış içinde yaşayacak" diyen ve bu sözüyle Müslümanların da desteğini alıp seçimleri kazanan eski cunta lideri, yeni Devlet Başkanı Thein Sein, şimdi de 'sürgün' kararı aldı. Karara göre, özellikle Arakan bölgesinde bulunan 1 milyonu aşkın Müslüman, eğer birisi 'dur' demezse, topluca ölüme gönderilecek. Demokrasi sözünden 3 ayda çark eden Thein Sein, "Müslümanları, isteyen ülkeye gönderebiliriz" diyerek, Myanmar'ın komşuları, Endonezya, Malezya ve Bangladeş'e mesaj verdi.
NOBEL ÖDÜLLÜ UTANÇ
Ülkenin Nobel Barış ödüllü muhalif lideri Aung San Suu Kyi ise sürekli 'tüm etnik gruplar barış içinde yaşayacak' mesajı verirken, Budistlerin katliam, tecavüz ve işkencelerle sürgüne zorladığı Müslümanlar için hiçbir açıklama yapmadı. Myanmar'da sahnelenen vahşete dikkat çeken Diyanet İşleri Başkanlığı, Arakanlı Müslümanlara yönelik yaşanan son hadiselerde, binden fazla Müslümanın öldüğünü ve 90 binden fazlasının da evsiz kaldığını belirterek, "BM, İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere dünyadaki bütün uluslararası kuruluşları ve insan hakları örgütlerini yaşanan bu zulme sessiz kalmamaya ve bir an önce 'dur' demeye davet ediyoruz" açıklamasında bulundu.
İNSANLIĞA KARŞI SUÇ
Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, son yıllarda dünyada farklı din mensupları arasında meydana gelen çatışmaların giderek artmasının, insanlığın geleceği, barış ve huzuru adına son derece üzüntü verici olduğuna vurgu yapıldı. Dünyanın neresinde olursa olsun, insanlığa karşı yapılan her türlü zulüm, işkence ve öldürme gibi eylemlerin kabul edilemez olduğu belirtilen açıklamada, 1942'den bugüne Burma'da yaşayan Arakanlı Müslümanlara uygulanan sistematik vahşete dikkat çekildi.
HER YERİ YAKIP YIKTILAR
Arakanlı Müslümanların bütün dünyanın gözleri önünde pek çok kere katliamlara ve tecavüzlere maruz kaldığı belirtilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:
"Arakanlı Müslümanların evleri, camileri, medreseleri, köy ve kasabaları yakılıp yıkılarak yok edilmiş; sürgünlere, göçlere, geçici kamplarda ve ormanlarda yaşamaya zorlanmış; haksız bir şekilde tutuklanarak hapse atılmış; nehirlerde ve okyanuslarda boğularak ölmeye terk edilmiş; evlenmelerine, aile olmalarına izin verilmemiş, yaşama, sağlık, eğitim, güvenlik, barınma, mal-mülk edinme, seyahat etme gibi en temel insan haklarından sürekli mahrum edilmişlerdir. Burma'da, Arakanlı Müslümanlara yönelik son yaşanan hadiseler, bu ülkede binden fazla Müslümanın ölümüne, doksan binden fazla Müslümanın da evsiz kalmasına sebep olmuştur."
DÜNYADAN GİZLEYEMEZSİNİZ!
Burma'daki zulmün bir an önce sonlandırılması çağrısında bulunan Diyanet, 'dünyanın uzak bir bölgesinde işleniyor ve dünya gündeminden gizlenmeye çalışılıyor olsa da', sözkonusu vahşeti gizlemeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini vurguladı. Başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere uluslararası camiayı 'zulme dur' demeye çağıran Diyanet açıklamasında "İslam dünyası ve tüm insanlığın da Arakanlı Müslümanlara yardım etmeye; bu arada Bangladeş hükümetini, iltica eden mültecilere sığınma hakkı konusunda uluslararası teamüllere uymaya davet ediyoruz" ifadeleri kullanıldı.
İNSANLIĞI ÖLDÜRDÜLER
Müslümanların katledilmesine 'dur' çağrısı yapan Diyanet İşleri Başkanlığı, diğer yandan Nijerya'da kiliselere ve Hristiyan köylerine yapılan saldırıları da kınadı. "Bu saldırılar, bir insanı öldürmeyi bütün bir insanlığı öldürmek olarak değerlendiren İslam'ın öğretilerine asla uygun değildir" diyen Diyanet, şiddete son verin çağrısında bulundu.
Kayıtsız kalmayın
Arakan Müslümanlarının katledilmesine bir tepki de İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan (İİT) geldi. İİT Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, Myanmar'daki Arakan Müslümanlarına yönelik olarak bir süredir devam eden şiddet olaylarını kınayarak, uluslararası topluma 'kayıtsız kalmayın' çağrısında bulundu. İİT'den alınan bilgiye göre İhsanoğlu, Myanmar Cumhurbaşkanı Thein Sein ve Nobel ödüllü muhalefet lideri Aung San Suu Çi'ye gönderdiği mektupta, Myanmar'daki demokratikleşme süreci bağlamında Rohingya (Arakan) Müslümanlarının demokratik haklarının korunması ve şiddetin durdurulmasına yönelik önlemlerin alınması için yerel makamların sorumluluklarına sahip çıkmaları gerektiğinin altını çizdi. İhsanoğlu'nun ayrıca, geçtiğimiz ay Çin'e yaptığı resmi ziyarette, Myanmar'la özel ilişkilere sahip olması nedeniyle Çin yönetiminden konuya yakın ilgi göstermesini istediği öğrenildi. Bu arada, Rohingya Müslümanlarının liderinin yakın zamanda İİT Genel Merkezi'ni ziyaret ederek Genel Sekreter'le görüşmesi bekleniyor.
İslam alemi Arakan için harekete geçmeli
Güneydoğu Asya ülkesi Burma'da (Myanmar) Arakan Müslümanlarının yaşadığı zulmün son yıllarda dünya gündeminden düştüğünü ama acılarının azalmadığını ifade eden Gazeteci-Yazar Mahmut Osmanoğlu, "Arakanlılar, 1430-1700 yılları arasında devleti olan Müslüman bir halktı. İngilizler çekildikten sonra tamamen vatansız kaldılar. İslam dünyasının bu kardeşlerimize sahip çıkması şart" dedi. ABD'nin, son yıllarda göstermelik demokratik adımlar atan Myanmar'a ambargoyu kaldırdığına değinen Osmanoğlu, "Ama bu insanlar hâlâ katliam ve zulümle başbaşalar. Tek kaçış noktaları Bangladeş; oradan da geri gönderiliyorlar. En başta Müslüman ülkeler sonra da tüm dünyanın bu halka sahip çıkması, Burma hükümetine de yaptırımda bulunması gerekli" diye konuştu. Son elli yılda 200 bin Arakanlının katledildiğini dile getiren Osmanoğlu, "1980 ve 1990'lı yıllarda bu ölümler, acılar görülüyordu. Şimdi nedense tüm dünya bu insanlara sırtını dönmüş durumda" şeklinde konuştu.
Müslüman varlığı tehdit altında
Arakanlı Müslümanların dünyanın gözü önünde pek çok kere katlimlara maruz bırakıldığına dikkat çeken Yeni Şafak yazarı Akif Emre ise, dünyanın bu vahşete ilgisiz kaldığının altını çizdi. Arakanlı Müslümanların hem inanç hem de fiziki varlıklarının tehlike altında olduğunu ifade eden Emre, asimilasyona uğrayan Arakanlı Müslümanlara Müslüman halkın sahip çıkması gerektiğini vurguladı. Emre, bütün uluslararası kuruluşları Burma'da yaşanan zulme bir an önce 'dur' demeye çağırdı.
Yeni Şafak



Videoyu Lütfen Çoccuklarınızla birlikte izlemeyin +18
 

900 Kişiyle Yatan Kadın-Sex Terapisti

Gönderen Dert Ortağı 16 Haziran 2012 11 Yorum edit post | |

Merhaba şimdi anlatacağım haber tamamen ALKIŞLARLAYAŞIYORUM.COM adlı internet sitesinde ki kullanıcının cünleleridir noktasına virgülüne dokunmadan aynen yayınlıyorum.







Size anlatacağım tüm bilgiler doğru güzel insanlar herhangi bir abartma unsuru yok ve hepsi gerçek.Teyzemizin adı Cheryl Cohen Greene 66 yaşında -37 yıldır bu işi yapıyor- , kocasını yolladıktan sonra kendi deyimiyle hastaları geliyor.Bu erkekler kadınlarla iletişime giremeyecek kadar utangaç,çekingen hatta nasıl davranmasını bilmeyen insanlar.Bu erkeklerle sohbet eden Cheryl , onları bir ilişkiye hazırlıyor(ortalama 8-12 seans arası ve seansların her biri 240 dolar) ve onlarla beraber oluyor.Onlara yatakta bir kadına nasıl davranmaları gerektiğiden tutun,öpüşmek,dokunmak,erken boşalmayı önleme,önsevişme süresini uzatma v.b. şeyleri öğretiyor. 35-86 yaş aralığında ve ayrıca oldukça nüfuzlu müşterileri de var.Dolayısıyla "Lan ne yapıyon?" diyerek tepki gösteren kesime karşı bu müşterileriyle aba altından sopa da gösteriyor.Bazen günde 3 bazen maksimum 10 müşteriyle yolunu buluyor.Unutmadan kocasını da bu sayede tanımış.Önce danışmaya gelmiş adamcağız sonra evlenmişler.Araştırırsanız kendisi CNN den tutun USA da çıkmadığı program ve kanal kalmadı.Hatta hayatı senaryolaştırılarak bir filme konu oldu ve Sundance Film Festivali nde ödül aldı.

Sex Terapistliği ise oldukça tartışılan bir meslek ya da meslek olup olmadığı tartışılıyor.1985 den önce yaklaşık 200 kişi olan sex terapi uzmanları bugün sayı olarak 50 ye kadar düşmüş durumda.

Teyzenin internet sitesi:

http://cherylcohengreene.com/

CNN Haber linki:

http://www.youtube.com/watch?v=xX-eSKXoqho|feature=related

Filmin linki:

http://en.wikipedia.org/wiki/The_Surrogate_(2012_film)

En Eski Bungee Jumpingciler

Gönderen Dert Ortağı 14 Yorum edit post | |

Adrenalin diyince aklımıza ilk gelen sporlardan birisi olan Bungee Jumping nerede keşfedildi hiç merak ediyor musunuz? Biraz sonra bu konu da da Afrika kabilelerinden bir kopya çektiğimiz bariz ortada. Bakalım Bungee Jumping nasıl doğmuş :)

Güney Pasifik Okyanusu'dan Hamsin Adasının yerlileri tarafından yapılan bu gelenek Çok uzun yıllardır devam etmekte. Ahşap kulelerle yapılan bu törende Ayaklarına bağladıkları sarmaşıklarla Kendilerinii ortalma 20-30 mt yüksekten toprağa bırakıyorlar. Bu Geleneğin amcı o sene tarlalarına ektikleri üründen daha fazla verim almak için Bir nevi dua şeklinde nitelendirilebilir.




Dersim İsyanı Nedir? Dersim'de Ne Oldu?

Gönderen Dert Ortağı 26 Kasım 2011 7 Yorum edit post | |


Merhaba iyi akşamlar arkadaşlar biliyorsunuz bu ara meşhur Dersim İsyanı ve sonuçları Bu konu üzerine hafif bir interneti kurcaladğımda aldığım sonuçları sizinle paylaşmak istiyorum. Noktasına virgülüne dokunmadan kendi yorumumuz olmadan Bir tarafta Taraf gazetesinde 2008 Yılında çıkmış bir köşe yazısının buraya ekleyeceğim. Bundan önce de Bu konuyu belgesel olarak hazırlanmış videosunu buraya koyacağım Bu şekilde özellikle yeni nesilin en azından dersim dediklerinde ne demek istediklerini biraz olsun anlama imkanı sağlabileceğiz. Tabi okumak ya da izlemek zahmetine katlananaları.








Ayşe Hür / Taraf

DERSİM'E RESMÎ BAKIŞ

Hatırlarsanız, 19-23 Ekim 2008 tarihleri arasında Taraf'ta yayınlanan 'Osmanlı'dan Günümüze Kürtler ve Devlet' başlıklı yazı dizisinin 'Devletin isyanları önleme reçetesi' adlı dördüncü bölümünü şöyle bitirmiştim: "Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, Şubat 1926'da hükümete sunduğu raporda, "Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbanbaşıdır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti için mutlaka lazımdır" demişti. 1931'de Birinci Umumi Müfettişi İbrahim Tali (Öngören) yöntemi açıkladı: "A. Bütün Dersimin hariçle münasebetini kat ederek (keserek) bu yüzden taarruzlarına ve ticaretlerine mani olmak, aç kalacak halkı zamanla kendiliğinden ilticaya icbar etmek (zorlamak) ve şu suretle Dersimi fenalardan tahliye. B. Her tarafı esaslı surette kapadıktan sonra ihata çenberini tedricen darlaştırmak ve fenalıklardan dolayı yakalananları derhal Dersimden çıkarak Garba atmak ve serpiştirmek."


OKŞAMAKLA OLMAZ

"Erkânı Harbiye Reisi'ne verilen raporda ise açık konuşulmuştu: "Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder. Dersim evvela koloni gibi nazarı itibara alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve tedricen öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır."... Bu konuya önümüzdeki haftalarda, 3 Ağustos 2008 tarihli 'Kürtleri imha etmek fikri kime aitti?' başlıklı yazımı tekzip eden Sayın Nilüfer Bayar Gürsoy'un mektubuna cevap verirken değineceğim." Bu hafta, Tayip Erdoğan'ın 'Tek devlet, tek bayrağa karşı olan buyursun beğendiği yere gitsin', Vecdi Gönül'ün 'Rumlar ve Ermenler devam etseydi bugün aynı milli devlet olur muyduk?' vecizeleriyle sembolize olan ırkçı zihniyetin en kanlı tezahürlerinden olan 1937-1938 Dersim harekâtlarının tarihçesini, önümüzdeki hafta ise söz konusu mektubu yayımlayacağım. Böylece her iki tarafın da ne dediği daha iyi anlaşılacak.

* * *

Bugün Tunceli, Bingöl, Erzincan, Elazığ'ı da içine alan bölgeye MÖ. 6 yüzyılda Pers Kralı Darius'un egemenliğinden dolayı Dranis deniyordu. Bundan 200 yıl sonra Yunan ülkesinden kalkıp Pers ülkesine giden efsanevi 'On Binlerin Yürüyüşü'nü anlatan Xenophon'un Anabasis eserinde bölgenin adı Derxene olarak geçer. Ermenicenin ilk kez yazı dili olarak kullanılmaya başladığı 5. yüzyıla ait Ermeni kaynaklarında bölgeden Derjan diye söz edilir. Bitlis hükümdarı (Kürt düşmanı) Şeref Han Bitlisi'nin 1597'de kaleme aldığı Şerefname'de ise "Derzini, içinde büyük bir kilise bulunan bir kaledir. Kale ahlaksız kâfirlerin elinde bulunduğu sırada, ona Derzir adını verirlerdi. Kaleyi Habil ve Kâbil istila ettikten sonra, adı kullanıla kullanıla Derzini şeklini aldı" satırlarını okuruz. Bütün bunların 'Dersim' adının erken biçimleri olduğu sanılır.

Genel olarak, Dersim adının Farsçada 'kapı' anlamına gelen 'der' ile 'gümüş' anlamına gelen 'sim' kelimelerinden geldiği kabul edilir. Eski Ermeni kaynaklarında bölgede bolca gümüş olduğundan söz edilir ama bugün buna dair tek kanıt, komşu Gümüşhane ilidir. 7. yüzyılda yaşamış büyük Ermeni tarihçisi Horenli Musa ise bölgenin ismini, 'Sim' asıllı bir Ermeni soylusuna bağlar.

ESAS DERSİM

Tarihsel ve kültürel açıdan büyük öneme sahip olan Esas/Merkezi/Gerçek Dersim olarak adlandırılan bölge, bazı kaynaklara göre Tujik (Abbasan) ve Kutu Deresi mıntıkaları, bazı kaynaklara göre Munzur Çayı ile Pülümür Suyu (Harçik) arasındaki dağlık bölge, bazı kaynaklara göre ise Halvori, Mazgirt ve Kiğı'nın gerisindeki dağlık bölgedir. Çemişgezek ve Pertek'in de kısmen içinde bulunduğu Ovacık ve Hozat bölgesine 'Batı Dersim'; Pülümür, Nazimiye ve Mazgirt'i içine alan bölgeye ise 'Doğu Dersim' denir.

1847 yılında Dersim Sancağı Erzurum vilayetine, 1859'da Harput vilayetine bağlanmıştır. Dersim adının haritalarda boy göstermesi bundan sonra olmuştur. Bu tarihten sonra bazen sancak bazen vilayet olan Dersim 1923 sonrasında vilayet yapılmış ama 1926'da lağvedilerek kazaları Erzincan ve Elazığ vilayetleri arasında bölüştürülmüştür.


PROTO ERMENİLER

Kendilerini Şafi Kürtlerden ayırmaya özen gösteren Kızılbaş (Alevi) Dersimlilerin etnik kimliği tartışılan bir konudur. 'Erken Dersimliler' denilen Kırmanclar birçok kaynakta 'proto-Ermeni' olarak tanımlanmaktadır. İddialara göre, Ermeniler tarih içinde büyük ölçüde Aleviliğe geçmiş, ama Surp Sarkis, Gağant, Zadik, Vartavar gibi eski inanç ve geleneklerini kendi içlerinde yaşatmaya devam etmişlerdir. 'Geç Dersimliler' ise Zazaca (Dımıli) konuşan Şeyh Hasananlılar (Abbasan, Ferhadan, Karabalan, Kureyşan) ve Seydanlılar (Kalan, Kevan, Koçan) aşiretleridir. Ancak Zazacayı Kürtçenin bir lehçesi sayanlar hepsinin kimliğini Kürt olarak tanımlarken, Zazacayı Kürtçeden ayrı bir dil olarak değerlendirenler Zaza ve Kürt şeklinde iki farklı etnik kimlikten söz edilmesi gerektiğini savunurlar.

KIZILBAŞ DERSİMLİLER

Osmanlı belgelerinde bölgedeki aşiretlerden genel olarak 'Dirsimli' veya 'Dujik/Duşik' aşiretleri olarak söz edilir ve hepsi 'Ekrâd (Kürtler) taifesinden' olarak sınıflandırır. Yalnızca Zazaca konuşan Balabanlar'ın Yörükan taifesinden Türkler olduğu söylenir.

Kızılbaş Kürtlerin yurdu Dersim'i hükümetin gözünde 'çıban başı' yapan, Dersimlilerin Osmanlı'dan beri alışık oldukları gibi özerk yaşamak istemeleri, devlete vergi ve asker vermeye yanaşmamalarıydı. Ama Cumhuriyet kadroları işi kökten halletmeye kararlıydılar. 1925 Şeyh Said, 1926-1930 Ağrı isyanlarının bastırılmasından sonra sıra Dersim'e gelmişti. 14 Haziran 1934'te Türkiye'yi etnisite esasına göre üç bölgeye ayıran 2510 sayılı İskan Kanunu çıkarıldı. 25 Aralık 1935'de bir nevi sıkıyönetim kanunu olan 2884 sayılı Tunceli İlinin İdaresi Hakkındaki Kanun çıkarıldı ve Dersim'in adı Tunceli ('Tunç Eli') olarak değiştirildi. Ardından Birinci Umumi Müfettişlik bölgesi kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl'ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu. Bu genel valiliğin başına General Abdullah Alpdoğan atandı. Alpdoğan Paşa, 1921'deki Koçgiri ayaklanmasını gaddarca bastıran Sakallı Nurettin Paşa'nın damadıydı ve aynen kayınpederi gibi çok sert bir askerdi.

1937 ISLAHAT PROGRAMI

Bölgeye dair izlenim ve önerilerini 1935'te hazırladığı 'Şark Raporu'nda belirtmiş olan Başbakan İsmet İnönü 18 Haziran 1937'de Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın da katıldığı Bakanlar Kurulu toplantısında Dersim için 'Islahat Programı'nı açıkladı. Programa göre, Dersim'e yol, köprü, okul, kışla yapılacak, askerlik ve vergi işleri düzene konulacak, ağalık, derebeylik, şeyhlik kökünden kaldırılacak, zorbaların malları devlete geçecek, halka toprak, ziraat aletleri ve tohumluk verilecekti. Dersim'i haydut yatağı durumuna getirenler, Batı illerine nakledilecek, orada iskân edilip, namuslu, eğitilmiş vatandaşlar haline getirileceklerdi. Dersim tamamen boşaltılacak ve burada Bakanlar Kurulu'nun izni olmadan kimse oturmayacak ve yerleşmeyecekti. Böylece, resmi tarih tezine göre 'Horasan'dan gelme öz Sünni Türk olan ama sonradan Kızılbaş Kürtlere dönüşen Dersimliler', asıl çevrelerine, benliklerine kavuşacaktı. İnönü'nün açıkladığı önlemler arasında "Türklerin yoğun olduğu yerlerde kız ve erkek yatılı okulları açılarak Dersim'den beş yaşını doldurmuş kız ve erkek çocukların okutulup büyütülmesi, bunların kendi aralarında evlendirilerek, kendi ana ve babalarından kalan mallar ve mülklerin içinde birer Türk yuvası haline getirilmesi' de vardı.

Aslında daha program hazırlanırken, jandarmaca aranan 3.700 kişiden 2 bini güvenlik güçlerine teslim olmuş, 'asayişsizlik' olaylarında önemli bir azalma kaydedilmişti. Direnen tek kesim, Kutu deresine saklanan Seyit Rıza ve yandaşlarıydı.

KEÇİLERİN MEŞE YAPRAĞI

Direnişçilerin endişelerini ve devletin onlara bakışını resmi görüşe yakın Ahmet Emin Yalman'ın Tan gazetesindeki haber gayet iyi anlatıyordu. Gazetenin diliyle 'Hayatı başlı başına bir çapulculuk tarihi teşkil eden' Abbasuşağı aşiretinin lideri Seyit Rıza adlı şerir (haydut) saltanat devrinden beri kati bir darbe yemediği için gitgide, servetini melanetleri kadar çoğaltabilmişti, ama hükümetin Tunçeli mıntıkasını imar ve ıslah işine başladığını görür görmez fena hiddetlenmiş, elindeki nüfuzun ve derebeylik kuvvetinin gitmemesi için' çare düşünmüştü. Gazeteye göre Seyit Rıza halkı şu iddialarla kışkırtıyordu: 1) Aşiret kadınlarının namusu tehlikededir. Bunlar gündüzleri kocalarının, geceleri karakolla efradının malı olacaktır. 2) Hükümetin yaptırdığı karakollar, yakında bu mıntıkadan sürülecek olan aşiretlere posta mevkii olmak içindir. 3) Köylerdeki bütün halk, bir yere toplanacak, bir sıraya yapılacak evlerin içerisine tıkılacak, bu evlerin yalnız iki kapısı olacak, bu kapıların önünde birer polis bekleyecektir. 4) Ekmek ve odun vesika ile verilecektir. 5) Keçilere verilen meşe yaprağı bile vesikaya bağlanacaktır. 6) Halkın bütün kazandığı elinden alınacaktır.

HALVORİ TOPLANTISI

Gazete, bu propagandalara kanan Abbasuşağı, Yusufhan, Demenan, Haydaran, Kureyşan ve Bahtiyar aşiretlerinin, ilk olarak Seyit Rıza tarafından 'birer tek şeker veya birer lokma ekmek, keçekülah göndermek suretiyle' yapılan davetlere uyarak Haydaran aşireti içinde Kürpik'te toplandıklarını belirtiyor, 'muhteris ve mel'un bir zihniyet' taşıdığını iddia ettiği Demenan aşiretinin lideri Cebrail'in "Mektep, nahiye, bizim nemize?... Bunları ortadan kaldırmalıyız!... Hepsini hemen yakmalıyız!" diyerek isyanın işaretini verdiğini söylüyordu. Haber şöyle devam ediyordu: [T]oplantıların hemen hemen en mühimi olan Halvori toplantısı[na da] ...davet bermutat teklif ve kabul masasına birer tek şeker, bir lokma ekmek ve keçekülah göndermek suretile olmuştur. Seyit Rıza, bu toplantıda bulunmak üzere Munzur suyu kıyılarına bizzat inmiştir. Karşı sahilde bulunan Cebrail ile uzaktan uzağa bağırmak suretile konuşulmuştur. Hava biraz bozuk olduğu için hayli zahmet de çekilmiştir. Cebrail Seyit Rıza'dan daha kuvvetli tedbirler almasını istemiş, Seyit Rıza bu işte sonuna kadar elbirliğile yürünüleceğini, devlete karşı ne mümkünse yapılacağını, hükümet kuvvetlerine karşı bir cephe teşkil edilmek üzere aşiretlerin tamamile el ele vererek çarpışacağını ve bunun içinde aşiretler arasındaki şahsi kan ve kin davalarının şimdilik tamamile unutulmuş addedileceğini söylemiştir. Mahut şerirlerden Hisso Seydo da bu toplantıda bulunmuş, aht ve peyman manasına olarak Munzur suyundan bir avuç içilmiştir..." (12 Kasım 1937, Tan)

BOMBARDIMAN UÇAKLARI

İki aşiret reisinin Munzur'un iki yakasından birbirine bağırmasını 'en mühim toplantı' diye sunan Tan gazetesinin niyeti tam olarak anlaşılmayan merkeze yönelik çevresel bir tepkiden ibaret olan olayı 'büyük bir isyan' olarak gösterme gayretleri gerçekten gülünçtür, ancak Kızılbaş Dersimliler ile Türk ulus-devleti arasındaki savaşın sonu çok hazindir. 20 Eylül'de İsmet İnönü Atatürk tarafından görevinden alınmış ve başbakanlığa Celal Bayar getirilmiş, bütçeye 1 milyon liraya yakın tahsisat konulmuş, ardından Diyarbakır'dan kalkan üç uçak filosu bölgeye bombalar yağdırmıştır. Bu uçaklardan birini Mustafa Kemal'in manevi kızı ve Türkiye'nin 'ilk kadın pilotu' Sabiha Gökçen kullanmıştır. (Sabiha Gökçen meselesine bir başka yazıda döneceğim.) Seyit Rıza'nın aşiretine sığınan Koçgirili Alişer ve karısı Zarife öldürüldükten sonra Seyit Rıza ve iki adamı, bazı kaynaklara göre 5 Ekim'de, bazılarına göre 10 Ekim'de, kendilerine güvence veren Erzincan Valisi'ne teslim olmaya giderken tutuklanmışlardır. Dersim'in siyasi önderlerinden Baytar Nuri Dersimi ise yurt dışına kaçmayı başarmıştır.

YARGILANMALAR

Seyit Rıza ve yandaşlarının duruşması 18 Ekim 1938'de Elazığ'da başlar. Bundan sonrasını resmi görüşe yakın Ahmet Emin Yalman'ın Tan gazetesinden izleyelim: "Seyit Rıza 18 Ekim günkü duruşmada Demirhan, Haydaran ve Yusufhan aşiretlerinin elebaşlarının 20 Martta Kahmut köprüsünü yaktıklarına dair ifade veren şahide "Allaha, devlete karşı gelmek için kudurmuş muyum ben!?" diye haykırdı ve el kaldırdı. Sonra şahit Muhindili Hüseyin dinlendi... Kamer şöyle haykırmış. "Başına şapka koydun da adam mı oldun?" Şahit aşiret reislerinin yanında bir Ermeni casusuna rastladığını da söyledi. Yine bu şahidin ifadesine göre aşiret reisleri bir devlet kurmak için su içmek suretile yemin etmişler. Hüseyin Demirhanlıları ikna etmiş fakat Seyit Rıza şöyle bağırmış: "Su için yemininden dönmez!"

Şahidin bu ifadesi hakkında ne diyeceği Seyit Rızaya soruldu, kat'iyen inkâr etti. Yusufhan aşireti reisi de şahidi ithama çalıştı ve dedi ki: "Bu adam casustur, şeyh oğludur. Bizi teslim olmamaya teşvik etti." Bundan sonra şahit Hıdır çağrıldı ve isyanın başlangıcı hakkında malumat verdi, dedi ki: "Reisler, kabile halkına, devlet kurmak için Ermeni'den dört milyon altın geldi, demişler. Reislerden Hiso da Seyit Rıza'nın evinde plan çizmiş:" Şahidin ifadesi hakkında diyecekler sorulduğu zaman inkar etti. ... Mahkeme ayın 22 sine bırakıldı. (19 Ekim 1937, Tan)

Seyit Rıza İtiraf Ediyor

Tunçeli isyanı maznunlarının muhakemelerine bugün de devam edildi. ... Bugünkü celsede bir kısım suçluların mazbut ifadeleri okundu. Dinlenen şahitler, karakolu basanların Seyit Rızanın aşiretinden ve damatlarından olduğunu, Şeyvan (Seyhanlı) aşireti reisi Hasso Seydonun da askeri mühimmatı yağman edenler arasında bulunduğu söylediler. Bu celsede en dikkate değer taraf Seyit Rıza'nın torununun şahadeti oldu. Bu torun, dedesinin 60 silahlı şahısla beraber olduğunu anlattı. Verdiği tafsilat karşısında Seyit Rıza bir hayli şaşkınlıklar geçirdi ve tevil yollu cevaplar vermek mecburiyetinde kaldı. Seyit Rıza'nın adamlarından Zeynel'in ifadesi de suçluları şaşırttı ve aşiret reislerini itirafa mecbur bıraktı.... (23 Ekim 1937, Tan)

Seyit Rıza ve Avenesinin Muhakemesi

Tunceli isyanı maznunlarının bugün de muhakemelerine geç vakte kadar devam edildi. Bugünkü mahkemede isyan hadisesine ait Nazimiye Hozat Malazgirt kaymakamlarının o sırada verdikleri raporlar ve suçluların silahlı olarak devlet kuvvetlerine karşı geldiklerine dair delilli telgrafları okundu. Suçlular inkâra devam etmişlerdir. Muhakeme ayın üçüne kaldı. (2 Kasım 1939, Tan)

Tunceli isyanı suçlularının muhakemelerine bugün de devam edildi.
Mahut Seyit Rıza ve suç ortakları yine mahkemenin karşısına çıktılar. Bugünkü celsede iddia makamı iddiasını okuyarak, suçlulardan bir kısmının Türk Ceza Kanunu'nun 149. maddesinin ikinci fıkrasına göre cezalandırılmasını, bir kısmının da yine ayni maddenin üçüncü fıkrasına göre cezalandırılmalarını istedi. Neticede muhakeme müdafaa için Cumartesiye kaldı. İkinci fıkraya göre cezaları istenilenler arasında Sergerde Şeyh Rıza ve oğlu ve aveneleri bulunmaktadır. Bunlar hakkında istenilen ceza idamdır. (5 Kasım 1937, Tan)

Dersim Şakilerinin Sorgusu

Dersim şakilerinin elebaşısı mahut Seyit Rıza, çok bitkin bir vaziyettedir. Muhakemenin son celselerinde suçlular, tamami(y)le şaşalamış bir vaziyetteydiler. Birbirlerini itham ediyorlardı. Seyit Rıza'nın mahkemede okunan mektuplarında, çok küstahça ve ahmakça satırlar vardır. Seyit Rıza, takip müfrezeleri çekilmediği takdirde çok kan döküleceğini, kendisinin 70 aşireti(y)le başka yere gideceğini, hükümete katiyen teslim olmayacağını yazmaktadır.... Müddeiumumînin (savcının) geçen celsede okuduğu iddianamede yalnız dokuz kişinin beraatı istenilmektedir. Kararın şu günlerde tefhim edilmesi (açıklanması) muhtemeldir. (8 Kasım 1939, Tan)

Atatürk Doğu Seyahatine Çıkıyor

Cumhurreisimiz Atatürk'ün, bugünlerde Şarki ve Cenubi Anadolu'da geniş bir tetkik seyahatine çıkmaları muhtemeldir. Büyük Şefimizin bu seyahat esnasında Mersin veya Antalya'dan vapurla İstanbul'a geçmeleri de ihtimal dahilinde görülüyor. Başvekilimiz Celal Bayar ile Dahiliye Vekili ve Parti Genel Sekreteri Şükrü Kaya ve Nafıa Vekili Ali Çetinkaya'nın da bu seyahat esnasında Atatürk'ün beraberlerinde bulunacakları öğrenilmektedir. Nafıa vekilimiz bu seyahat esnasında Diyarbekir-Cizre hattının temel atma töreninde bulunacaktır. (9 Kasım 1937, Tan)

Büyük Şefin Seyahati

Atatürk Dün Akşam Şark Vilayetlerine Bir Tetkik Seyahatine Çıktılar Beraberlerinde Başvekil Celal Bayar ile Dahiliye ve Nafıa Vekillerimiz de Bulunuyor (13 Kasım 1937, Tan)

Dersim Şakilerinin Akıbeti

Seyit Rıza, Oğlu ve Avenesi Dün Sabah Elazizde İdam Edildiler. Tunceli hadisesine ait muhakeme hitam bulmuştur (bitmiştir). Tunçeli'de isyan eden 58 suçluya ait karar tefhim edilmiştir. Bu karara göre suçlulardan 11 i idama mahkûm olmuş fakat içlerinden dördü hakkında idam cezası yaşların geçkin olmalarından dolayı 30 sene ağır hapse tahvil edilmiştir. Diğer yedi idam mahkûmları şunlardır: Seyit Rıza ile oğlu Hüseyin ve Seyhanlı aşireti reisi Hasso Seydi ve Yusufhanlı aşiret reisi Kamer oğlu Fındık ve Demenanlı aşiret reisi Cebrail oğlu Hasan, Kureyşanlı Ulikeye oğlu Hasan ve Mirza Ali oğlu Alidir. İdam hükümleri bu sabah infaz edilmiştir. 14 Suçlu hakkında beraat kararı verilmiştir. Diğer suçlular da muhtelif ağır cezalara mahkûm olmuşlardır. (16 Kasım 1937, Tan)

Cumhurreisi Dün Elaziz'de Karşılandı

Cumhurreisimiz Atatürk, bugün saat 13'te Elaziz'i ilk defa olarak şereflendirdiler. Elazizliler, Büyük şefe karşı emsalsiz karşılama tezahüratı yapıyorlardı. Önderimizin şehre ayak basmaları top ateşile selamlandı ve Atamız, kendilerini karşılayan mekteplilere, askerlere iltifatlarda bulundular. (...)

Atatürk maiyetlerinde Başvekil Bayar, Dahiliye ve Nafıa Vekilleri, orgeneral Kazım Orbay, Umumi Müfettiş Korgeneral Alpdoğan ve diğer zevat olduğu halde Tunceli'ne gitmişlerdir. Yolda Muratsuyu üzerindeki eski köprüden geçilerek eski Pertek kalesinin bulunduğu saha önünden Hozat deresi üzerinde inşa edilmiş olan beton köprüye gidildi ve Türk tekniğinin yüksek bir eseri olan bu köprünün kurdelesi bizzat Atatürk tarafından kesilmek suretiyle küşat resmi (açılış töreni) yapıldı. Bu köprünün eski adı Soyungeç ve Sungeç olduğu hakkındaki maruzat üzerine Atatürk dilimize telaffuz itibarile en kolay şekli olan Singeç adı verilmesini tensip ettiler. Dönüşte Muratsuyu üzerinde kurulmakta olan yüz metre uzunlundaki Pertek köprüsünün başına gidildi.

Atatürk köprünün fenni, mali, ve iktisadi bakımlarından kıymet ve ehemmiyeti hakkında mütehassıslar tarafından verilen malumatı dinledikten sonra Pertek kaza merkezini teşrif buyurdular. Kasaba methalinden Halkevine kadar giden yol üzerinde Atatürk'ün kudumüne intizar eden büyük bir kalabalık yüce Önderi candan gelen tezahürlerle alkışlamışlardır.

Kasaba methalinden itibaren yürüyerek gelen Atatürk, minimini mektep çocuklarının önünde durarak bunlarla ayrı ayrı konuşmuş ve içlerinden bazılarının yüzünde sivrisinek ısırmasından hâsıl olan çıban hakkında kaza doktorundan izahat alarak bunun sebebi ve tedavisi üzerinde esaslı tetkikat yapılmasını emir buyurmuşlardır.

Atatürk Pertek Halkevini ve salonunu gezmişler, kütüphane ve sahnesile diğer tesisatını çok beğenmişlerdir. Pertek'ten coşkun uğurlama tezahürleri arasında ayrılan Atatürk saat 17 de Elaziz'e avdet buyurmuşlardır... (18 Kasım 193, Tan)

SEYİT RIZA'NIN İDAMI

O döneme Malatya Emniyet Müdürlüğü'nde görevli olan ve Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensür'in emriyle, Diyarbakır'da yeni yapılan Singeç köprüsünü açmaya gidecek olan Atatürk'ten Seyit Rıza'nın hayatının bağışlanmasını isteyecek '6 bin beyaz donluya meydan vermemek' için, duruma el koyan İhsan Sabri Çağlayangil'e göre usule itiraz eden savcı izinli sayılarak göreve yardımcı getirilmiş, okuma yazma ve Türkçe bilmeyen sanıklara ne iddianame, ne avukat verilmiş, asabilmek için Seyit Rıza'nın yaşı 57'ye indirilmiş, oğlunun yaşı da 17'den 21'e çıkartılmıştı, bölge komutanı Alpdoğan Paşa, kararın yazılacağı boş kağıdı önceden imzalamıştı. Çağlayangil şöyle bitirmişti: "Seyit Rıza'yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: 'Evladı kerbelayı. Bihatayı. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir' dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi itti, ipi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağı ile tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı..." (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılar, Güneş Yayınları, 1990, s. 45-55.)

Bir iddiaya göre ise, Seyit Rıza'nın bedeni yakılmamış, gizli bir yere gömülmüştür. Seyit Rıza'nın varisleri devletten bugüne dek bu konuda bir bilgi alamamışlardır.

İKİNCİ DERSİM HAREKÂTI

Ancak idamlardan sadece 1,5 ay sonra Dersim'de ilkinden de kapsamlı bir harekata başlandı. Genelkurmay kitabına göre, Ovacık ilçesi adliyesi ve asker alma şubesinin istediği 1.149 kişi hakkında kanunu takibat yapan müfrezeye Kaçkerek köyünde 2 Ocak 1938 günü pusu kurulması ve toplam 9 jandarma erinin öldürülmesi üzerine, Haydaran ve Kör Abbas aşiretlerinden 100 kişi, Demananlı 50 haydut, Keçel haydutlarından 100 kişi, Abbas Aşuran ve Beyit uşaklarından 50 kadar silahlı kişiyle bunların 5-6 bin tahmin edilen aile efradını temizlenecekti. (Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar (1924-1938), Genelkurmay Harb Tarihi Başkanlığı, 1972, s. 432 ve devamı)

Amacın bu olmadığı belliydi. Çünkü operasyonlar yalnız isyan bölgesi denilen yerlerle sınırlı kalmamış, devlete vergi veren, askere giden Pertek, Mazgirt, Nazimiye, Pülümür ilçe ve köylerini, hatta Dersim'i aşarak Erzincan'ı da içine almıştı. 31 Ağustos'a kadar süren ikinci 'tedip' ve 'tenkil' harekâtında, Genelkurmay kaynağı tarafından 'haydut', 'eşkıya', 'şaki', 'dağlı' diye nitelenen ve bu gruplar yine kitabın diliyle 'imha edilmiş', 'temizlenmiş', 'köyleri yakılmış'tı. 6-16 Eylül 1938 arasındaki harekâtın bilançosu ise şöyleydi: "Tarama bölgesinden ölü ve diri 7.954 kişi çıkarılmıştır. 1.019 silah toplanmıştır." (Reşat Hallı, s. 478) Gayri resmi kaynaklara göre ise ölü sayısı bunun kat kat üstündedir.


VE SÜRGÜNLER

'Tarama'nın ardından İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından bizzat seçilen 3.470 kişiden oluşan 347 aile Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa ve İzmir gibi Batı illerine serpiştirilerek yerleştirilirler. Mustafa Kemal, hastalığı dolayısıyla Celal Bayar tarafından okunan 1 Kasım 1938'deki Meclis'i açış konuşmasında Tunceli'de 'haydutluk ve eşkıyalık olaylarının bitirilerek ulusal egemenliğin sağlanmasından duyduğu kıvancı' dile getirmiş, İsmet İnönü 'Dersim müşkilesinden kurtulduk' demiştir. Halbuki, dağlara sığınanların mücadelesi 1946 affına dek sürecek, bölgenin yasak bölge olmasına ise ancak 1948'de son verilecektir.


ÇAĞLAYANGİL'İN KORKUNÇ İDDİASI: "ORDU GAZ KULLANDI"

Dersim müşkilesine son verirken kullanılan araçların neler olduğunu geçtiğimiz aylarda bana posta ile ulaştırılan bir ses kaydından öğrendim. Kayıtta Süleyman Demirel hükümetlerinin ünlü Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'le emekli olduktan sonra, 1986'da yapılan bir röportajdan bir bölüm vardı. Çağlayangil'i yakından tanıyan birkaç kişiye kaydı dinlettikten sonra, sesin kendisine ait olduğundan emin oldum. Röportaj Çağlayangil'in evinde yapılmışa benziyordu, çünkü arada Çağlayangil'in eşinin sesi de duyuluyordu. Özellikle son cümleleri tüyler ürpertici olan bantın dökümünü kelimesi kelimesine aktarıyorum:

"KANLI BİR HAREKET"

".....Tercümana Kürtçe anlattı. Tercüman bize tercüme etti. [Kürt adam şöyle dedi] 'Beyanatınız bizi duygulandırdı. Vereceğiniz isimler üzerinde inceleme yaptık. Üç tanesi hariç bunları size teslim etmeye karar verdik.' Abdullah Paşa bu üç tanenin kim olduğunu sordu. İçlerinden biri bu kadın. Bir tane de başka adam var. Abdullah Paşa bu üç kişinin istisna edilmesine razı olamayacaklarını, bu üç kişinin de teslimi gerektiğini kabul ettiklerini beyan etti ve bu üç kişinin istisnasının sebebi sordu. Kürt büyük bir samimiyetle dedi ki: 'Bir adamın bir kocası olur dedi. Siz bir hareket yapıyorsunuz. Bu hareket gelir geçer. Buraları yine Kürt ağalarına kalır. O zamanlar bize zulüm ederler. Bizi kurtaramazsınız siz. Siz bütün Dersim'e hâkim olsanız, oraya devlet otoritesi girse zaten biz ağaya kul olmalıyız. Ama siz yoksunuz, bizim daimi muhatabımız ağa olduğu için ve kudret de onda olduğu için ve bunlar da şeyh olduğu için, din büyükleri olduğu için, size değil onlara itaate, sizin değil onların söylediğini yapmaya mecburuz.' Abdullah Paşa, şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim'i de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı yer yapmakta kararlı olduğunu, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler. Sonra biz geri döndük. Yani meclise. Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim'e girdi. Dersim böyle bitti. Bugün Dersim'e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da gider siz de gidersiniz. Yalnız son zamanlarda bilhassa sınırlarda dış tesirlerden Kürtlerin bağımsızlık hareketi başladı. Kürtlerin bir bölümü Türkiye'de, bir bölümü İran'da...." (Kayıt burada bitiyor.)

Eğer Çağlayangil'in dedikleri doğruysa 'Dersim'de soykırım yapıldı' diyenlere nasıl itiraz edeceğiz?

Not: Gazetedeki sayfamda, bu kaydın bir kopyasını Internet sayfasına koyacağımı duyurmuştum ama, teknik ekip henüz bunu halledemedi. İsteyenlere kaydı göndermeye çalışacağım. Ama ilerde daha kolay bir yol bulmayı umuyorum.


--------------------------------------------------------------------------------


Kaynakça:

Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar (1924-1938)
Genelkurmay Harb Tarihi Başkanlığı, 1972
M. Kalman, Belge ve Tanıklarıyla Dersim Direnişleri, Nûjen Yayınları, 1995
Nurşen Mazıcı, Celal Bayar'ın Başbakanlık Dönemi (1937-1939), Der Yayınları, İstanbul, 1996 Dersim, Jandarma Genel Komutanlığı'nın Raporu, Kaynak Yayınları, 1998
İsmail Beşikçi, Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi, Belge Yayınları, 1990
Mehmet Bayrak, Alevilik ve Kürtlük, Öz-Ge Yayınları, Ankara, 1997.

Kısa Animasyon Drawn to life

Gönderen Dert Ortağı 11 Ekim 2011 6 Yorum edit post | |

Drawn to life çok kısa ama güzel bir animasyon


Balerinden Muhteşem Performans

Gönderen Dert Ortağı 10 Ekim 2011 4 Yorum edit post | |

Biraz sabredip beklediğinizde size özel çok güzel bir balerin çıkacak ve muhteşem bir performans sergileyecek şimdiden iyi seyirler



En Komik 10 Hint Videosu

Gönderen Dert Ortağı 19 Eylül 2011 0 Yorum edit post | |

Bu hintlileri anlamakta güçlük çekiyorum. Çektiklerini gördüğümde eminim hepinizde benim gibi Yuh ulan o kadar da değil diyorsunuz ama maalesef bunların hepsi gerçek (= Bazen şaka yapıyorlar sanıyorum ama bir türlü kendimi inandıramıyorum. Helede bizim Türk filmlerinde Cüneyt Arkın'a o kadar sitem ettikten sonra acaba haksızlık mı ediyoruz diyorum. ve Hata yaptığımızı bir kez daha kabul ediyorum :)))

Sözü fazla uzatmadan size en komik hint videolarından 10 tane ekliyorum Komik Top 10 gibi bir şey işte :))) Mynet'in katkılarıyla dyelimde bir de ufak reklamlarını yapalım (acaba reklam parası istesek mi :)



10 - Bir Garip Hint Klibi (=





9 - Hintli Cücenin Dövüşü






8 - Dünyanın En İlginç Prezervatif Reklamı olsa gerek






7 - Hint Thriller'ı

Hindistan'da yer alan müzik klibi Michael Jackson'ın Thriller'ın bir çakması.




6 - Hint Filminden Güldüren ve hatta Çüş dedirten Anlar






5 - Hintli Cücenin Garip Dansı






4 - Hint Filminden Daha Saçma Ne Olabilir? (Cevap veriyorum Yine Bir Hint Filmi)







3 - Hintli Polisten Feci Dayak (Sınırları Zorluyoruz Yine)







2 - En Garip Hintli Cüce Dansı






No.1 - Patenci Kızın İnanılmaz Hareketi (Bu Güzel ve sadece bu güzel zaten :)))





Müslüman Almanların Hazzırladığı Kıyamet Filmi

Gönderen Dert Ortağı 13 Eylül 2011 5 Yorum edit post | |

Müslüman olan almanların "HESAPLAŞMA" adlı filmin görüntülerinden derlenen videolarıyla kıyameti anlattıkları 4 dakikalık ibretlik izlenesi video


Antalya'da trafoda hırsızlık yapmaya çalışan 17 yaşındaki F.Y., kabloları sökerken elektrik akımana kapılarak yaralandı. Bir petrol istasyonunun yanında bulunan ve vücudunda üçüncü derece yanıklar oluşan F.Y., hastanede tedaviye alındı.

Fabrikalar Mahallesi’nde önceki gün öğle saatlerinde hırsızlık amacıyla girdiği Mancarlık Trafosu’nda kabloları sökmeye çalışan F.Y., elektrik akımına kapıldı. Vücudunün yüzde sekseni yanan F.Y., istasyonun arka duvarında beton üzerine otururken bulundu. Konuşamayan ve sadece su isteyen genç, çağrılan ambulansla Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne götürüldü. Hastanede doktorların ve polislerin sorularını yanıtsız bırakan genç, adının F.Y, yaşının ise 17 olduğu söyledikten sonra kendisinden geçti. Suni solunum cihazına bağlanan F.Y., yoğun bakım ünitesine alındı.

Olayla ilgili soruşturma başlatan polis ekipleri, F.Y.’nin trafodan kablo hırsızlığı yaparken akıma kapılarak yaralandığı ortaya çıktı.

Burada yapılan ilk müdahalenin ardından vücudunda üçüncü derece yanıklar bulunan ve yüzde 80’i yanan gencin tedavisine yoğun bakım ünitesinde devam edildiği ifade edildi.






Filipinlerde Yakalanan Dev Timsah

Gönderen Dert Ortağı 07 Eylül 2011 9 Yorum edit post | |

Filiipinlerde bulunan dev timsah görenleri hayrete düşürmüş olmalı 6,4 m uzunluğunda olan Dev Timsah tam 1075 kg ağırlığında



















Bu da Timsahın bir cep telefonu tarafından çekilen görüntüsü

Dünyanın En Küçük Bilgisayarı / World Smallest PC

Gönderen Dert Ortağı 28 Ağustos 2011 4 Yorum edit post | |

http://i2.2leep.com/239354-140.jpgİşte karşınızda dünyanın en küçük masa üstü bilgisayarı mouse bile çalışıyor :))



Kadın Kokusu / Scent of a Woman

Gönderen Dert Ortağı 4 Yorum edit post | |


Kadın kokusu,kadınımın kokusu ; kadınınıza yakıştırdığınız kokuyla ilgilidir. Sizin zihninizde yansıması ile ilgili.


Kimi zaman kış gibi sıcak, çıtır çıtır yanan odun kokusu, kestane keyfi, mırıl mırıl kedi sıcaklığı, sıcak çikolata tadının karışımı olan bir kokudur bu. Aklınıza düştüğünde sevdiğiniz insan, bu kokuların verdiği duygu uyanır. huzur belki; sıcaklığın, evin, keyfin sıcak kokusu, birlikteliğin paylaşmanın, biz olabilmenin kokusu.


Kimi zaman denizin kokusu; içinde serinliği, çoşkunluğu, çıkardığı ses ile dinlendirici olmayan aksine canlandıran huzuru barındıran, güneşin serin sıcaklığını.Tatlı bir ortaklık vardır bu kokuda, paralel kulvarlarda tatlı bir rekabetle yüzmek gibidir. Geriden kalmaya izin verilmediği/vermediğiniz.


Kimi zaman; yağmur sonrası çimen kokusudur; serin, yorgun ama dirençli, tatlı mücadeleye değen sonunda hediyesi güzel olan.


Kimi zaman brownie kokusunun yanında kahvenin eşlik ettiği; sıcak, lezzetli, ağzınızda türlü tadların uyum içinde sohbet edip sizi arza taşıdığı, uzun süre damağınızda kalacak olan. yoğunluktur.


Kimi zaman keskin bir çiçek kokusu; baskın, başka kokuları örtüleyecek kadar yoğun, kendinden emin, tutkulu, ele geçirmiş.


Kimi zaman bebek kokusu; şefkatin sizi sarmaladığı, dinlendiğiniz, dinlendirdiğiniz, şampuan kokusuna karışan, sıcak hissettiğiniz, yamacında uyumak istediğiniz.


Sevdiğiniz insanda devamlı değişen, şekilden şekle bürünen.

Kadın kokusu....

Saklıbahçe...




Bilinç Altı (Subliminal) Mesaj 25. Kare 5. Bölüm

Gönderen Dert Ortağı 13 Ağustos 2011 15 Yorum edit post | |

Merhaba Arkadaşlar Uzun süreden beri bu konu hakında bir şeyler yazmıyorduk inceledğim kadarıyla blog sayfamızın en çok okunan yazılarından biri olan Subliminal mesajlar yani bilinç altı mesajlar hakkında daha çok örnekler vermek gerekliliği elzem oldu. Diğer linklerde bazı videoların çalışmadığı bazı resimlerin çıkmadığını kısacası videoların ve de resimlerin silindiğini farkettim.

 Daha önceleri aşağıda verdiğim linkler de Bilinç Altı mesaj lar hakkında epey bir bilgi sunmuştum. Sizlerden ricam şayet bu konu hakkında her hangi bir bilginiz yok ise önce; Diğer yazılarımızı bir gözden geçirin ve daha sonra bu sayfaya bakın. Bakalım daha önce neler yayınlamışız


Bilinç Altı (Subliminal) Mesaj 25. Kare 1. Bölüm  de bilinç altı resklamların ne anlama geldiğini kısa ca özetlemiştik

Bilinç Altı (Subliminal) Mesaj 25. Kare 2. Bölüm de Yalvaç Ural'ın bu konu hakkında bir yazısını sizinle paylaşmıştık

Bilinç Altı (Subliminal) Mesaj 25. Kare 3. Bölüm de Siyasi anlamda o dönem (2006) için milletvekillerinden birinin bu konuda neler yaptığını bir sözyleşisinde aktarmıştık

Bilinç Altı (Subliminal) Mesaj 25. Kare 4. Bölüm SEX ve KILL yani ölüm arketipe sinin reklamlar üzerinde nasıl kullanıldığını örneklerle göstermiştik.

FACEBOOK'ta ki Gizli Mesaj Bu konuda epey eleştri aldığımı söylemeliyim ama bir o kadar da yazımız olumlu görülsün ya da görülmesin paylaşılmış dğer site ve forumlarda. Burada da Facebook adlı sitede yapılan basit bir hileyi size göstermiştik

Bugün ise tamamen Bir yeniden düzenlemeye gidp eskilerin yerine yenilerini koyacağız yeni gördüğüm bir bu konu ile ilgili arkadaşların yaptığı videolar ve yine benzer resimlerle bu konuyu bir nevi güncellemiş olacağız şimdiden iyi seyirler.

ÖRNEK VİDEO 1


ÖRNEK VİDEO 2 (Oyuncak Hİkayesi 3 )


ÖRNEK VİDEO 3



ÖRNEK VİDEO 4



Bunlarda Örnek Resimler

Resimdeki Kaktüse ve Şapka'ya dikkatli bakarsanız mesajı açıkça görürsünüz














Yeni Düşenler

Abonelik:

E-Posta Adresini Gir: