Kadınım'a Mektuplar 7

Gönderen Dert Ortağı 13 Ocak 2010
http://img204.imageshack.us/img204/4076/karagl9fk.jpg 
Köhne bir yük katarı gibi ayak par­maklarımızı ezerek önümüzsıra ge­çen bu yorgun asır, bizim asrımız değildi.
Korkarım, tozu dumana katarak pürtelaş gelen yenisi de, o imanla beklediğimiz ahengin asrı olmayacak.
Raylar üstünde alelade bir tımarhane bu...
...tıklım tıkış vagonlarında vahşi bir itiş kakış; dumanında genzi yakan bir ihtiras kokusu...
Şüphesiz zamanla bu cinnet de ufukta yitip gidecek; lakin bizim için başka katar yok ömrümüzün içinden geçecek.
Görünen o ki kadınım, seninle biz, "ha­yat" denen bu metruk peronda, üzerinde adres yazmayan mektuplar gibi bekleşip, aş­kımızı acılardan damıtarak yaşlanacağız.

* * *

Öyle bir çağdayız ki, insanoğlu geçen asır düşünü gördüğü "denizler altında 20 bin fersah" yolu katedip, "arzunun merkezine" yaklaştıkça, uzaklaştı insanlığından...
Kalabalıklaştıkça arttı kayıtsızlığın ıssız­lığı...
Her bineni ise bulayan sefil bir trenle onun borsadan başka tapınak, paradan başka tanrı tanımayan son yolcuları, kainatın raylarındaki şiiri, ilhamı, aşkı ezip geçti.
"Ah o gönül şarkıları" sustu önce...
Sonra, sevdaların ömrü kısaldı; tadı kaç­tı hasretin, şehvetin harı söndü.
Sanal posta kutusu, mektubu öldürdü; bak, bir tek satır yok kalemimden sana kala­cak.
Silinip gidiyor telefondaki aşk mesajları; "seni seviyorum," -ki amentüsüdür itiraf ge­celerinin- parfüm sıkılmış plastik bir gül da­lının teybinde tutsak...
Korkuyorum gülüm; "Seni seviyorum" desem sana, plastik kokacak.

* * *

A kadınım,
A hüznümün bahçesi!..
Görmem mi sanırsın; sesi kısık gözleri­nin nicedir... dudakların buselere sağır...
Oysa ben, haykırmak için sesine, solu­mak için nefesine muhtacım.
Bilsen neler verirdim bakışlarından o kederi silebilmek, sana itimadın hazzını yeniden verebilmek için...
Lakin öyle bir tufana yakalandık ki, bir­birimize kavuşmak için çekiştirdiğimiz kement boğuyor bizi...
Mübadele garında saadet ülkesine kesil­miş iki "açık" biletle mecalsiz bekleşiyoruz.
Kudretim olsa, seni bu harabe istasyon­dan kapar, koştukça yelelerinden takvim sayfaları uçuşan bir kısrağın terkisine attı­ğım gibi, o çok sevdiğin ihtişam romanları­nın mağrur asrına taşırdım.
Soyunurduk bütün o delik deşik kos­tümlerimizden, boyası akmış maskelerimizden... mecburi rollerimizden...
"Devamsızlık yüzünden" tarihten ko­vulmuş iki muzip çocuk gibi, azad olurduk kendimizden...
Benim boynumda alıçtan kolyeler, senin tebessümünde sümbülden gamzeler; çözüp dudaklarımızın mührünü, iççekişlerimizi toprağa gömer, her akşam ilk sana gülümse­yen yıldızına ip dolayıp keyifle ayaklarımızı sallandırırdık dünyaya...
Dilimizde, "kavuşmanın tadını/ ayrılık feryadını" taşıyan bir şarkıyla...
Uşşak makamında...

Can Dündar

sayac Kez Okundu
DertOrtagimblogspot.com

0 Yorum

Yorum Gönder

Yeni Düşenler

Abonelik:

E-Posta Adresini Gir: