Ana Sayfa » Etiket İçindeki yazılar altta Oha artık
Güneydoğu Asya ülkesi Myanmar'da Budist çeteler, Arakan bölgesindeki Müslümanları katlediyor.
Güneydoğu Asya ülkesi Myanmar'da askeri yönetimin kışkırttığı Budist çeteler onlarca yıldır Müslümanları katlediyor. Ülkenin 'Arakan' bölgesinde yoğun olarak bulunan Müslüman nüfus, Budist militanlarca sistematik olarak saldırıya uğruyor. Suriye Lideri Beşşar Esed'in eli kanlı çetelerine benzer yöntemleri kullanan Budist militanlar, işkence ve tecavüz gibi her türlü yöntemi kullanarak Arakan Müslümanlarını Myanmar'dan (Burma) kaçmaya zorluyor.
Bu katliama yıllardır sessiz kalmasına rağmen geçtiğimiz nisan ayındaki seçimler öncesi "Katliamlar duracak. Bütün etnik unsurlar barış içinde yaşayacak" diyen ve bu sözüyle Müslümanların da desteğini alıp seçimleri kazanan eski cunta lideri, yeni Devlet Başkanı Thein Sein, şimdi de 'sürgün' kararı aldı. Karara göre, özellikle Arakan bölgesinde bulunan 1 milyonu aşkın Müslüman, eğer birisi 'dur' demezse, topluca ölüme gönderilecek. Demokrasi sözünden 3 ayda çark eden Thein Sein, "Müslümanları, isteyen ülkeye gönderebiliriz" diyerek, Myanmar'ın komşuları, Endonezya, Malezya ve Bangladeş'e mesaj verdi.
NOBEL ÖDÜLLÜ UTANÇ
Ülkenin Nobel Barış ödüllü muhalif lideri Aung San Suu Kyi ise sürekli 'tüm etnik gruplar barış içinde yaşayacak' mesajı verirken, Budistlerin katliam, tecavüz ve işkencelerle sürgüne zorladığı Müslümanlar için hiçbir açıklama yapmadı. Myanmar'da sahnelenen vahşete dikkat çeken Diyanet İşleri Başkanlığı, Arakanlı Müslümanlara yönelik yaşanan son hadiselerde, binden fazla Müslümanın öldüğünü ve 90 binden fazlasının da evsiz kaldığını belirterek, "BM, İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere dünyadaki bütün uluslararası kuruluşları ve insan hakları örgütlerini yaşanan bu zulme sessiz kalmamaya ve bir an önce 'dur' demeye davet ediyoruz" açıklamasında bulundu.
İNSANLIĞA KARŞI SUÇ
Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, son yıllarda dünyada farklı din mensupları arasında meydana gelen çatışmaların giderek artmasının, insanlığın geleceği, barış ve huzuru adına son derece üzüntü verici olduğuna vurgu yapıldı. Dünyanın neresinde olursa olsun, insanlığa karşı yapılan her türlü zulüm, işkence ve öldürme gibi eylemlerin kabul edilemez olduğu belirtilen açıklamada, 1942'den bugüne Burma'da yaşayan Arakanlı Müslümanlara uygulanan sistematik vahşete dikkat çekildi.
HER YERİ YAKIP YIKTILAR
Arakanlı Müslümanların bütün dünyanın gözleri önünde pek çok kere katliamlara ve tecavüzlere maruz kaldığı belirtilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:
"Arakanlı Müslümanların evleri, camileri, medreseleri, köy ve kasabaları yakılıp yıkılarak yok edilmiş; sürgünlere, göçlere, geçici kamplarda ve ormanlarda yaşamaya zorlanmış; haksız bir şekilde tutuklanarak hapse atılmış; nehirlerde ve okyanuslarda boğularak ölmeye terk edilmiş; evlenmelerine, aile olmalarına izin verilmemiş, yaşama, sağlık, eğitim, güvenlik, barınma, mal-mülk edinme, seyahat etme gibi en temel insan haklarından sürekli mahrum edilmişlerdir. Burma'da, Arakanlı Müslümanlara yönelik son yaşanan hadiseler, bu ülkede binden fazla Müslümanın ölümüne, doksan binden fazla Müslümanın da evsiz kalmasına sebep olmuştur."
DÜNYADAN GİZLEYEMEZSİNİZ!
Burma'daki zulmün bir an önce sonlandırılması çağrısında bulunan Diyanet, 'dünyanın uzak bir bölgesinde işleniyor ve dünya gündeminden gizlenmeye çalışılıyor olsa da', sözkonusu vahşeti gizlemeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini vurguladı. Başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere uluslararası camiayı 'zulme dur' demeye çağıran Diyanet açıklamasında "İslam dünyası ve tüm insanlığın da Arakanlı Müslümanlara yardım etmeye; bu arada Bangladeş hükümetini, iltica eden mültecilere sığınma hakkı konusunda uluslararası teamüllere uymaya davet ediyoruz" ifadeleri kullanıldı.
İNSANLIĞI ÖLDÜRDÜLER
Müslümanların katledilmesine 'dur' çağrısı yapan Diyanet İşleri Başkanlığı, diğer yandan Nijerya'da kiliselere ve Hristiyan köylerine yapılan saldırıları da kınadı. "Bu saldırılar, bir insanı öldürmeyi bütün bir insanlığı öldürmek olarak değerlendiren İslam'ın öğretilerine asla uygun değildir" diyen Diyanet, şiddete son verin çağrısında bulundu.
Kayıtsız kalmayın
Arakan Müslümanlarının katledilmesine bir tepki de İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan (İİT) geldi. İİT Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, Myanmar'daki Arakan Müslümanlarına yönelik olarak bir süredir devam eden şiddet olaylarını kınayarak, uluslararası topluma 'kayıtsız kalmayın' çağrısında bulundu. İİT'den alınan bilgiye göre İhsanoğlu, Myanmar Cumhurbaşkanı Thein Sein ve Nobel ödüllü muhalefet lideri Aung San Suu Çi'ye gönderdiği mektupta, Myanmar'daki demokratikleşme süreci bağlamında Rohingya (Arakan) Müslümanlarının demokratik haklarının korunması ve şiddetin durdurulmasına yönelik önlemlerin alınması için yerel makamların sorumluluklarına sahip çıkmaları gerektiğinin altını çizdi. İhsanoğlu'nun ayrıca, geçtiğimiz ay Çin'e yaptığı resmi ziyarette, Myanmar'la özel ilişkilere sahip olması nedeniyle Çin yönetiminden konuya yakın ilgi göstermesini istediği öğrenildi. Bu arada, Rohingya Müslümanlarının liderinin yakın zamanda İİT Genel Merkezi'ni ziyaret ederek Genel Sekreter'le görüşmesi bekleniyor.
İslam alemi Arakan için harekete geçmeli
Güneydoğu Asya ülkesi Burma'da (Myanmar) Arakan Müslümanlarının yaşadığı zulmün son yıllarda dünya gündeminden düştüğünü ama acılarının azalmadığını ifade eden Gazeteci-Yazar Mahmut Osmanoğlu, "Arakanlılar, 1430-1700 yılları arasında devleti olan Müslüman bir halktı. İngilizler çekildikten sonra tamamen vatansız kaldılar. İslam dünyasının bu kardeşlerimize sahip çıkması şart" dedi. ABD'nin, son yıllarda göstermelik demokratik adımlar atan Myanmar'a ambargoyu kaldırdığına değinen Osmanoğlu, "Ama bu insanlar hâlâ katliam ve zulümle başbaşalar. Tek kaçış noktaları Bangladeş; oradan da geri gönderiliyorlar. En başta Müslüman ülkeler sonra da tüm dünyanın bu halka sahip çıkması, Burma hükümetine de yaptırımda bulunması gerekli" diye konuştu. Son elli yılda 200 bin Arakanlının katledildiğini dile getiren Osmanoğlu, "1980 ve 1990'lı yıllarda bu ölümler, acılar görülüyordu. Şimdi nedense tüm dünya bu insanlara sırtını dönmüş durumda" şeklinde konuştu.
Müslüman varlığı tehdit altında
Arakanlı Müslümanların dünyanın gözü önünde pek çok kere katlimlara maruz bırakıldığına dikkat çeken Yeni Şafak yazarı Akif Emre ise, dünyanın bu vahşete ilgisiz kaldığının altını çizdi. Arakanlı Müslümanların hem inanç hem de fiziki varlıklarının tehlike altında olduğunu ifade eden Emre, asimilasyona uğrayan Arakanlı Müslümanlara Müslüman halkın sahip çıkması gerektiğini vurguladı. Emre, bütün uluslararası kuruluşları Burma'da yaşanan zulme bir an önce 'dur' demeye çağırdı.
Yeni Şafak
Merhaba şimdi anlatacağım haber tamamen ALKIŞLARLAYAŞIYORUM.COM adlı internet sitesinde ki kullanıcının cünleleridir noktasına virgülüne dokunmadan aynen yayınlıyorum.
Size anlatacağım tüm bilgiler doğru güzel insanlar herhangi bir abartma
unsuru yok ve hepsi gerçek.Teyzemizin adı Cheryl Cohen Greene 66 yaşında
-37 yıldır bu işi yapıyor- , kocasını yolladıktan sonra kendi deyimiyle
hastaları geliyor.Bu erkekler kadınlarla iletişime giremeyecek kadar
utangaç,çekingen hatta nasıl davranmasını bilmeyen insanlar.Bu
erkeklerle sohbet eden Cheryl , onları bir ilişkiye hazırlıyor(ortalama
8-12 seans arası ve seansların her biri 240 dolar) ve onlarla beraber
oluyor.Onlara yatakta bir kadına nasıl davranmaları gerektiğiden
tutun,öpüşmek,dokunmak,erken boşalmayı önleme,önsevişme süresini uzatma
v.b. şeyleri öğretiyor. 35-86 yaş aralığında ve ayrıca oldukça nüfuzlu
müşterileri de var.Dolayısıyla "Lan ne yapıyon?" diyerek tepki gösteren
kesime karşı bu müşterileriyle aba altından sopa da gösteriyor.Bazen
günde 3 bazen maksimum 10 müşteriyle yolunu buluyor.Unutmadan kocasını
da bu sayede tanımış.Önce danışmaya gelmiş adamcağız sonra
evlenmişler.Araştırırsanız kendisi CNN den tutun USA da çıkmadığı
program ve kanal kalmadı.Hatta hayatı senaryolaştırılarak bir filme konu
oldu ve Sundance Film Festivali nde ödül aldı.
Sex Terapistliği ise oldukça tartışılan bir meslek ya da meslek olup
olmadığı tartışılıyor.1985 den önce yaklaşık 200 kişi olan sex terapi
uzmanları bugün sayı olarak 50 ye kadar düşmüş durumda.
Teyzenin internet sitesi:
http://cherylcohengreene.com/
CNN Haber linki:
http://www.youtube.com/watch?v=xX-eSKXoqho|feature=related
Filmin linki:
http://en.wikipedia.org/wiki/The_Surrogate_(2012_film)
HES lerde ki amaç sadece Hidro elektrik üretmek değil bakın kocaman devasa şirketlerin asıl amaçlarının ne oldugunu birde aşağıda ki videoda Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisi Prof Dr. Beyza ÜSTÜN'ün ağzından izleyin ve dinleyin
HUNUT HES-2 from Zafer DURMAZ on Vimeo.
İtalya'da seks işçiliği yapmaya zorlanan yüzlerce Nijeryalı yoksul genç kadının organize suç örgütlerinin tehdidi ile Nijerya'dan İtalya'ya getirildiği, buradan da Hollanda, Almanya, Norveç gibi Kuzey Avrupa ülkelerine gönderildiği ortaya çıktı. Suç şebekelerinin kölesi konumuna getirilen Nijeryalı kadınların psikolojik ve fiziki şiddete hedef olmuş durumdalar.
Merhaba dostlar; mutlu bir hafta sonu diliyorum biraz önce kalktım. Şöyle bir etrafa bakınayım dedim bu haberi görünce pür dikkat okudum. Yuh ve oha ve bilumum şaşırma ifadelerini sırasıyla kullandıktan sonra haberin içeriği gayet ilginç ve inanmak isteyene bir okadar güzel haber. Hemen paylaşıyorum
Geliştirilen özel donanım ve yazılımla ağız ve dil hareketleriyle doku hissiyatının aktarılması sağlandı. CBCNews'da yer alan habere göre; 'Kissinger' adlı robotvari ürün sevgililerin internet üzerinden dudak dudağa öpüşmesini mümkün kılıyor.
Cihaz şöyle çalışıyor; "Bir taraf Kissinger'ın dudaklarını öpüyor, dokunma sensörleri hareketi karşı tarafa iletiyor. Öpen kişinin dudak hareketlerine göre Kissinger da hareket ediyor." Silikondan yapılan dudaklara sahip olan Kissinger, eylem sırasında öpüşmeyi taklit eden sesler de çıkarıyor.
Gördüğünüz gibi artık öpüşmek internetten çok kolay al eline o robotu ben kendisine küçük dumuz diyorum . Öp küçük domuz da kalksın senin sevdiğini öpsün.
şimdi:
- Ben Domuz (robot) öpecem o robot da benim sevdiğimi buradan öpecek ben ve öptüm gibi olacak öyle mi? (cevap : Evet)
- Peki Türkiye'de tutar mı yani iki sevgili bir birine domuz verir mi ülkemiz de ? (cevap: bilmem verir heralde.. Nah verir...)
- Bizde (Türkiye'de) ancak kalay konusu olur kız / erkek sinirlendiğinde ben seni öpceğime domuzu öperi amaan robotu öperim der sen de o robotu verdiğin için kendi kendine bela okumaya başlarsın
Başlığa aldanıp bu iki ülke hakkında atıp tutma yapmayacağım ama Şimdi modern diye bilinen bu iki ülkenin gerçeten ne kadar pasaklı olduğunu ve bunun yüzünden bir çok deyim ve atasözünün çıktığına şahit olacaksınız.
Doğru mudur, yanlış mıdır bilinmez; ancak 1500'lü yıllar İngiltere'siyle ilgili hayli enterasan bilgiler ve bazı deyimlerin çıkış noktası... Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün, 1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu:
İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu. Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı.
Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce'deki 'banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın' (Don't throw the baby out with the bathwater) deyimi buradan gelmektedir.
Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu.Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu.
Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizce'deki 'kedi-köpek yağıyor' (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu.
Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.
Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini, topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. "Toprak kadar fakir" (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır.
Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı.
Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı 'thresh hold' (saman tutan; Türkçesi "eşik") idi.
Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu.Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu.
Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu.
'Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük' (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur.
Bazen domuz eti buluyorlar, o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı.Bazen domuz eti buluyorlar, o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı.
Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu.
Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.
Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı.
Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için, içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında 'tabak ağzı' (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.
Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı.
Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu.Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu.Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor, aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna 'uyanma' nöbeti deniyordu.
İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir 'kemik evi'ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti (graveyard shift) denirdi.
Bazıları zil sayesinde kurtulur (saved by the bell) bazıları da 'ölü zilci' (dead ringer) olurdu.
Ortaçağ'da Avrupa'daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı.
Kirlilik adeti Amerika'ya da bulaşmış, Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde ''banyo yapmayı yasaklayan'' ya da belirli kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarılmıştı. Philadelphia' da ise kanunla bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu.
Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa'da lazımlıkları sokaklara boşaltma adeti 17. yüzyıla kadar sürdü. Fransa krallarından 14.Louis, gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradan yürütürdü
1600'lerde İstanbul'a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan Tarabya'yaki bir konağa gönderilmişti. 19. yüzyıla gelindiğinde, kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim'e taşınmalarına izin verilmişti...
Tülay Şubatlı / AHT
Çeçenistan’ın Grozni kentinde hizmet veren “İslami Tedavi Merkezi” diğer adıyla Cin Hastanesi, akıllara durgunluk veriyor. Bu hastanede cin çarpanlar tedavi ediliyor. Habertürk ekibi olarak Foto Muhabiri arkadaşım Ozan Köse ile birlikte 4 katlı merkezin kapısındayız. Girişin iki yanındaki tabelalardan birinde “Şifasız hiçbir hastalık yaratılmamıştır”, diğerinde ise “İndirdiğimiz Kuran, Müslümanlar için şifadır” ayetleri yazıyor. İçeriye girmeden önce ayakkabılarımızı çıkarmamızı istiyorlar. Yalınayak girdiğimiz merkezdeki sessizlik dikkatimizi çekiyor ama az sonra bu sessizlik yerini korkutucu çığlık seslerine bırakıyor.
Cin Hastanesi, 3 yıl önce Cumhurbaşkanı Ramzan Kadirov’un talimatıyla kurulmuş. Uzmanlar batıl inançlara sahip halkın, cinci, büyücü gibi insanlara gittiğini, üstüne para verip büyülerle, tılsımlarla kandırılıp sömürüldüklerini söyleyince Cumhurbaşkanı Kadirov da “Kuran da cinlerin varlığını ve insanlara etkisini kabul etmektedir. Madem halk bu tür tedaviye bir ihtiyaç duyuyor, öyle ise bu işi kalpazanların, cahillerin eline bırakmayalım. Bu tür hastaları dine uygun biçimde tedavi etmek üzere ruhani bir hastane açalım” diyerek merkezin açılmasını sağlamış. Hastaneye gelenler ücretsiz tedavi ediliyor. Merkezin tüm masrafları Kadirov’un babası eski Cumhurbaşkanı Ahmet Hacı Kadirov Vakfı bütçesinden karşılanıyor. Binanın zemin katında bizi Mayir Beki karşılıyor. İlahiyat mezunu Mayir, görevini ‘dini usule göre tedavi uzmanı’ olarak tanımlıyor ve bizi hastaların ilk kabul noktası olan odaya alıyor.
KURAN DİNLETİP TEST YAPIYORLAR
Merkeze ilk gelen hastalara önce burada bir test yapıyorlar. Cin çarpan ya da herhangi bir rahatsızlığı olanların yanı sıra herhangi bir sıkıntısı olmayan kişiler de kendilerini kontrol ettirmek için geliyorlar. Yapılan testle kimi cin çarpıp çarpmadığını anlıyorlar. Test için başvuran kişileri sandalyelere oturtup gözlerini kapatmalarını istiyorlar. Daha sonra bant kaydından Kuran-ı Kerim dinletiyorlar. 20 dakika boyunca bu kaydı dinleyen kişilerin ne hissettikleri soruluyor. Verilen cevaplarla o kişiye cin mi çarpmış, büyü mü yapılmış yoksa psikolojik sorunları mı var anlamalarını sağlıyor.
GÖZ KAPAKLARI TİTRİYORSA KESİN CİN ÇARPMIŞTIR
Cin çarpıp çarpmadığı şöyle anlaşılıyor: Eğer gözleri kapalı bir şekilde Kuran dinlerken, göz kapakları titriyor, göz bebekleri sağa sola hareket ediyor, ağlıyor, vücudu sarsılıyorsa, bayılıyorsa ya da bazen “Okumayın” diye bağırıyorsa işte o zaman bu belirtileri gösteren kişiye ‘Cin çarpmıştır’ teşhisi konuluyor. Eğer Kuran dinleyen kişi vücudunda ısınma, özellikle baş bölgesinde hissedilir derecede ısınma olduğunu, ellerinde ve vücudunun herhangi bir yerinde uyuşma, rahatsızlık ve ağlama hissi olduğunu söylüyorsa işte o zaman o kişiye “Büyü” yapıldığına hükmediliyor.







Devamı






