Aşkın Hukuki Niteliği

Gönderen Dert Ortağı 21 Ekim 2009
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgWhPTMNk6ahQQxiboGuGAHfTarMu0rltZ7uiOHz4oNfb5pRBaQz5tBkDpfxicwaBe7G1zhntdyINh2stJnDcFpd1QWwv0oWGDE8eD2XYWpM_H8dPMXuWqNrX3Ts8M40wkl9TCTHiyCunA/s320/sevgili01.gif-HUKUKİ NİTELİĞİ

Aşkın hukuki niteliğinin ne olduğu hususunda doktrinde görüş birliği bulunmamaktadır. Kimi yazarlar bunu bir sözleşme olarak görürken, kimileri bunun edim yükümlülüğünden bağımsız bir borç ilişkisi, kimileri ise sözleşme benzeri olduğunu iddia etmektedirler.

Hemen belirtelim ki, aşkın bir sözleşme olmadığını belirlemek için uzunca bir açıklamaya gerek bulunmamaktadır. Zira sözleşme; tarafların, hukuk düzeninin kendisine hukuki bir sonuç bağladığı bir hususun gerçekleştirilmesine yönelik olarak, karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları" şeklinde tanımlanan hukuki işlemi ifade etmektedir. Oysa aşk ilişkisinde, tarafların iradelerini bu şekilde beyan etmeleri zorunlu olmamakta, hatta birinin iradesi diğeriyle çelişmekte ve böylece karşılıksız aşk dediğimiz durum ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bir sözleşme ile haklar edinebilme ve borç altına girebilme ancak tam fiil ehliyeti ile mümkünken, kısıtlıların ve ayırt etme gücüne sahip küçüklerin de aşk ilişkisinin tarafı olabilecekleri aşikardır.

İkinci olarak, aşkın edim yükümlülüğünden bağımsız bir borç ilişkisi olduğu savının da tam olarak doğru olduğunu söylemeye imkan bulunmamaktadır. Çünkü bu ilişkide taraflar, en azından sadakat, sevgi, ilgi gibi edimleri borçlanırlar. Bu edimler yapma şeklinde olabileceği gibi, yapmama şeklinde de olabilir. Örneğin sadakat yükümlülüğü "aldatmama" şeklinde düşünülürse, bunun olumsuz bir edim yükümlülüğü olduğu görülür. Bu edim yükümleri dışında, her borç ilişkisinin dinamik yapısında yer alan yan edim yükümleri, yan yükümler de bu ilişki içerisinde bulunmamaktadır. Bir tarafa (özellikle bayana) üçüncü kişilerden gelebilecek teklifleri veya vuku bulabilecek uygunsuz hareketleri karşı tarafa makul bir sürede ihbar etme külfeti, aydınlatma yükümünün somutlaştırılabileceği bir durumdur. Bu bildirim, hukuki niteliği itibariyle bir yükümlülük değil bir külfet olduğundan, yerine getirilmemesi durumunda karşı taraftan bir talepte bulunulamaz; yalnızca bazı haklardan mahrum kalınır. Ancak erkek akidin aşırı tutucu olması durumunda, karşı tarafın bu külfeti kendi sağlığı için yerine getirmesinin yerinde olacağı kanısındayız.

Biz aşkın bir sözleşme benzeri olduğu fikrine katılıyoruz. Zira İsviçre-Türk doktrininde de hakim olan görüş budur. Yargıtay son yıllarda verdiği kararlarında isabetli olarak aşkın her zaman karşılıklı olmayabileceğini, dolayısıyla sözleşme olmadığını belirtmektedir. Federal Mahkeme ise sebebi henüz anlaşılamayan nedenlerle aşkın bir sözleşme olduğu fikrini ısrarla ve büyük bir kıskançlıkla sürdürmektedir. Mahkemeye göre aşk; gerçek anlamda aşk-gerçek olmayan aşk olmak üzere ikiye ayrılır. Gerçek anlamda aşktan ise sözleşme olarak nitelendirile-bilen aşk anlaşılır. Buna göre "aşk; öyle bir akittir ki; onunla erkek kadının ondan talep edeceği her türlü akıl ve mantık dışı edimleri sırf duygusal olduğu gerekçesiyle kayıtsız şartsız yerine getirme ve başka kadınlara bakmama; kadın ise karşılığında, kendisinin keyfinin gelmesi durumunda onunla sonu nereye çıkacağı belli olmayan bir ilişki yaşamayı borçlanır." Bu tanım hem eksik, hem de yanlıştır. Bir kere sonradan cinsiyet değiştirenlerin buraya girip girmeyeceği belli değildir. (Bu tanım üzerine yapılacak tartışmalar bu eserin sınırlarını aştığından burada sadece Federal Mahkeme' nin görüşünün isabetli olmadığını belirmekle yetiniyoruz.) Son yıllarda mahkeme, kararlarını bıçak sırtı çoğunluklarla almaktadır. Bu da göstermektedir ki, yeni nesil yargıçlar yetiştikçe, mahkemenin içtihadı doğru görüş lehinde değişecektir.

Bizim de katıldığımız hakim görüş, aşkın bir sözleşme benzeri (= quasi contractus) olduğunu belirtmektedir. Zira sözleşme benzerleri,sözleşmeye ait bazı unsurları taşımakla birlikte tam olarak bir sözleşme mahiyeti arz etmemektedirler. Roma hukukundaki "veriyorum vermen için" olarak kısaca özetlenen ilişki, sözleşme benzerlerinin en klasik örneklerindendir. İşte aşk ilişkisinde de, bazı hususlar ( örneğin iki kişinin varlığı ) sözleşmeye ait unsurlara benzemekle birlikte, bunlar onun sözleşme olarak nitelendirilmesine yetmemektedir.



II-KURULMASI(İNIKADI), HÜKÜM VE SONUÇ DOĞURMASI

Sözleşmelerin kurulması için gerekli olan karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanı burada gerekli olmasa bile, sözleşmelerin kuruluşuyla ilgili bazı hususlara bu ilişki açısından da değinmek mümkündür.

Sözleşmelerin meydana geldiği anı belirlemek için kullanılan gönderme, öğrenme ve varma teorileri burada da kullanılabilir. Biz, öğrenme teorisini tercih ediyoruz. Klasik sözleşme ilişkisinden farklı olarak, aşkta, bir tarafın icapta bulunup da bunun karşı tarafça öğrenilmesi, bunun makul, orta zekalı bir aile ferdine tebliği ya da adreste bulunamaması durumunda muhtelif aralıklarla büyük bir gazetede ilanı gibi şekli zorunluluklar geçerli değildir. İcabın hazırlar arasında, doğrudan doğruya iletilmesi mümkün olduğu gibi , tarafın karşı tarafa beslediği duyguları, ağzı pek sıkı olmayan bir arkadaşa çıtlatması da aşkın yalnızca icapçı açısından hüküm ve sonuçlarını doğurması açısından yeterlidir, bu andan itibaren aşk,sadece icapçı açısından hüküm ve sonuçlarını doğurmaya başlar.(Örneğin, zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Bu durumda, bu andan itibaren, icapçı haksız rekabet kuralları gereğince, karşı taraftan olumsuz bir cevap almadığı veya ona bir ihtarla vereceği makul düşünme süresi dolmadığı sürece başka bir tarafa aşk teklifinde bulunamaz. Aksi taktirde karşı tarafın her türlü zararını tazminle yükümlüdür. Buna gözyaşını silmek için alınan selpak mendil de dahildir.) Ancak bu arkadaşın sözüne inanılan, toplumda dürüstlüğüyle tanınan biri olması gerekir. Aksi taktirde, üçüncü kişilerin iyi niyet iddiaları dinlenmez, Şu kadar ki, iyi niyetli üçüncü kişi, karşı tarafla aralarında tapuya şerh verilmiş bir ön aşk sözleşmesi olduğunu veya o kişiyle kesintisiz ve davasız olarak iki yıl birlikte olduğunu hukuka uygun herhangi bir delille ispat edebilirse, henüz karşı tarafı bağlamayan aşk ilişkisi, icapçı açısından da , başkaca bir işleme gerek kalmaksızın hükümsüz hale gelir.

Eğer icapçı, icabına altmış gün içinde bir yanıt alamaz veya "Düşüneyim", "Belki" ve "Belli olmaz" gibi belirsiz yanıt alırsa, sırasıyla altmış günün bitimi ve bu belirsiz cevabı tebellüğünden itibaren, bunu ret sayarak altmış gün daha bekledikten sonra, son günün gece yarısından itibaren başka kişiye bir teklifte bulunabilir. (saat 00.01'in ilk saniyesinden itibaren) Burada MK 2'deki objektif iyiniyet kuralı uygulanmaz.


III-UYGULANACAK HÜKÜMLER

Aşk ilişkisine, iki tarafın da T.C. vatandaşı olması şartıyla, Borçlar Kanunu'nun sözleşmeye ilişkin hükümleri ile Medeni Kanunu'nun nişanlılığa ilişkin hükümleri, aşkın özüne uygun oldukları ölçüde kıyasen uygulanır. Hakim bunları uygularken aşkın insanın gözünü kör ettiğini gözden kaçırmamalı, somut olay adaletini sağlamaya özen göstermelidir. Eğer taraflardan biri T.C. vatandaşı değilse, bu husus Devletler Hususi Hukuku'nun konusuna girdiğinden burada incelenmeyecektir.

IV-SONA ERMESİ

Aşkı sona erdiren nedenler bir çok açıdan farklı tasniflere tabi tutulabilir. Ancak bunlardan en önemlisi, "Erkek Tarafından Kullanılan Sona Erme Nedenleri-Kadın Tarafından Kullanılan Sona Erme Nedenleri"dir.

1)Erkek Yönünden:

a-Hafiflik göstergesi hal ve hareketlerin mevcudiyetinin farkına varılması

b-Bir feshi ihbar süresi içinde buluşma teklifi vb. isteklerin haklı bir neden olmaksızın üç defa reddi

c-Herhangi bir haklı sebep: Bir sebebin haklı olup olmadığının tespitinde taktir yetkisi hakime aittir. Eğer bir vakıa, bir ve/veya her iki tarafça bilinse idi,bu ilişki meydana gelmeyecek idiyse, hakim derhal bu ilişkiyi sone erdirmelidir.


2)Kadın yönünden:

Yukarıda açıklanan nedenler, birincisi hariç, kadın için de aynen geçerlidir.Ancak bunların dışında yalnızca kadınlara özgü bir sona erme nedeni bulunmaktadır ki, bu "aradaki elektriğin bitmesi veya kesilmesi"dir. Bu neden konunun boyutlarını genişletmekte, idarenin de davaya asli müdahil olarak iştirakine neden olabilmektedir. Zira elektriğin kesilmesi, hem hizmetin kötü işlemesi veya hiç işlememesi teşkil eder hem de kamu hizmetinin sürekliliği ilkesine aykırıdır. Dolayısıyla erkek, sorumlunun idare olduğunu iddia edebilir. Bu davada mahkeme, bir elektrik teknisyeninin bilirkişiliğine başvurmalıdır.

Eğer elektrik kesilmiş veya kadına heyecan vermeyecek kadar azalmışsa ilişkinin sona ermesi yönünde hüküm tesis etmelidir. Burada heyecan için gerekli voltaj, normal, orta zekalı bir kadın için, objektif ölçütlere göre belirlenmelidir. Bunun için o yöre ve meslek dalındaki kadınların heyecanlanması için gerekli ortalama voltaj, DİE'nün her yıl hazırladığı istatistiki verilere göre belirlenir.


Alıntı: http://www.turkhukuksitesi.com
sayac Kez Okundu
DertOrtagimblogspot.com

0 Yorum

Yorum Gönder

Yeni Düşenler

Abonelik:

E-Posta Adresini Gir: