Dinler ve İslamiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dinler ve İslamiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun

Gönderen Dert Ortağı 02 Şubat 2012 3 Yorum edit post | |

Mevlid Kandili

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Bu mübarek geceye "Mevlid Kandili" denir.

O'nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti.

Sevgili Peygamberimizin tebliğ ettiği İslâm dini ile dünya aydınlandı, tek Allah inancı ile kalpler nurlandı. Eşitlik, adalet ve kardeşlik geldi. O'na inanan toplumlar gerçek huzura kavuştu. O'nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.

Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı "Vesiletün'necat" olan mevlid kitabı O'nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir.

Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O'nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir.

Bununla beraber, O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O'nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.

MEVLİD KANDİLİ MESAJI

3 Şubat Cuma gününü Cumartesiye bağlayan gece âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’nın (sas) dünyamıza teşriflerinin 1441. yıldönümleridir.

Sevgili Peygamberimiz, Yüce Rabbimizin insanlığa gönderdiği en son elçidir ve bütün bir insanlık için onun nübüvveti karanlıklardan aydınlığa, zulmetten nura geçişin iftihar vesilesi olmuştur.

Efendimizin doğumu, içinde yaşadığımız dünyanın akışını değiştirmiş ve onun tebliğine kulak veren herkes hayatını yeniden tanzim etme, kendini yeniden yapılandırma ve bundan sonraki gidişatında istikamet sahibi olma konusunda sağlam bir dayanağa kavuşmanın ayrıcalığını yaşamıştır. Onun rahmet yüklü mesajları ve hikmet yüklü ahlâkî örnekliği bütün insanlık için umut vaad etmeye devam etmektedir. Bu kıyamete kadar da kesilmeksizin devam edecektir.

Yüce Allah’ın son peygamberine ümmet olmak, pek tabiidir ki sadece onun varlığından ve doğumundan haberdar olmakla sınırlı değildir. Ona tabi olmak hemen her vesileyle kendimizi onun sünnetine ittiba ederek gözden geçirmeyi, hayatımızdaki eksiklikleri telâfi etmeyi ve yine onun çizdiği yol haritasına bağlı olarak kendimizi inşa etmeyi zorunlu kılar. Kısaca peygamberin yolunu takip etmek ve onu örnek almak, onun sağlığında ashabına takdim ettiği değer ve ölçüleri zaman ve mekân sınırlarının ötesine taşarak kendi dünyamıza taşımak ve onun şaşmaz rehberliğine sımsıkı sarılmaktır. Bu insanlık için en hayırlı ümmet olma şerefine nail olmanın yegâne yoludur.

Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sas) mevlidini idrak ederken bugün bir kere daha O’nun ümmeti olmakla her zaman şerefyab olan bizler, tüm insanlık için en güzel örnek olarak takdim edilen Sevgili Peygamberimizin rehberliğine ne ölçüde ittiba ettiğimizi bu vesileyle yeniden gözden geçirmeliyiz.

Bugün başta İslâm dünyası olmak üzere topyekûn insanlık âleminin dûçar olduğu manevî problemlerin gerek tanımlanma, gerekse çözüme kavuşturulması konusunda Efendimizin risaletine başvurma ve onun rehberliğinde ilerleme konusunda ciddî ve kayda değer bir ihmalkârlıkla karşı karşıyayız. Etrafımızı saran dost, kardeş Müslüman ülkelerde meydana gelen iç çatışmaların ortaya çıkardığı kaosu İslâmî değerler üzerinden onaylamak ve bunları mazur görmek asla mümkün değildir. “Ben, beni görmeden bana iman eden kardeşlerimi özlüyorum.” buyuran Sevgili Peygamberimizin bugün yaşadığımız acılar karşısında neler hissedeceğini tahmin etmek zor değildir. Kardeşlik bağlarının neredeyse ciddî yaralar aldığı bir zaman ve mekânda hem Efendimize hem de birbirimize kardeş olmanın iklim ve ortamlarını yeniden bulmak ve yeniden onun özlemini çektiği kardeşler topluluğu olmayı yeniden hatırlatmak zorundayız.

Ne yazık ki Müslüman coğrafyasında meydana gelen kardeş kavgaları, iç çatışmalar, kardeşlik ortamını ciddî anlamda yaralamakta, ümmet-i Muhammed olma duyarlılığı hasara uğramaktadır. Allah’ı bir, peygamberi hak bilme düsturundan ayrılmaması gereken ve bu ana çerçeve içinde kardeşlik hukukunu tesis etmek zorunda olan Müslümanlar ne yazık ki bugün bölge coğrafyamızda uyandırılan fitneye dâhil olmakta, birbirlerine kin duyabilmekte, buğz edip intikam rüzgârına kendilerini kaptırabilmektedirler. Oysa biz Müslümanlara düşen kardeşlerimizin arasını bulmak ve hiçbir zaman adaletten ayrılmamaktır. Bugün cehalet, kör taassup ve dünyevî çıkarlardan beslenen bir gerilim ve çatışma ortamı, İslam’ın pak ve nezih kardeşlik dilini köreltmekte, Müslüman kardeşliğinin Ensar-Muhacirin kardeşliğinden beri süregelen tarihsel akışını gözardı etmekte ve bizi Sevgili Peygamberimizin özlemini çektiği kardeşler topluluğu olmaktan uzaklaştırmaktadır.

Bugün âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sas) dünyamıza teşriflerinin yıl dönümü münasebetiyle vurgulamak gerekir ki, bu aziz ve mübarek günlerin feyz ve bereketinden istifade ederken içimize yönelmek ve nefis muhasebesi yapmak, özeleştiriden kaçınmamak, insanlık nezdindeki görev ve sorumluluklarımızı hatırlamak, tarihten ders almak ve iyi, doğru ve güzelin timsali olma yolunda azmimizi yenilemek, hepimiz için bir huzur ve sükûn vesilesi olacaktır.

Bu duygu ve düşünceler içerisinde Mevlid Kandilimizin bütün Müslümanlara huzur getirmesini, insanlığın içine düştüğü sıkıntıların aşılmasında kardeşlik bağlarımızın güçlenmesine ve yeni rahmet kapılarının açılmasına vesile olmasını Cenâb-ı Allah’tan diliyor, vatandaşlarımız, soydaşlarımız ve tüm İslâm âleminin Mevlid Kandilini kutluyorum. Yüce Rabbimizden en büyük niyazımız, Sevgili Peygamberimizin sık sık özlemini dile getirdiği kardeşler topluluğu olmaktan asla uzaklaşmamaktır.


Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ
Diyanet İşleri Başkanı

Müslüman Almanların Hazzırladığı Kıyamet Filmi

Gönderen Dert Ortağı 13 Eylül 2011 5 Yorum edit post | |

Müslüman olan almanların "HESAPLAŞMA" adlı filmin görüntülerinden derlenen videolarıyla kıyameti anlattıkları 4 dakikalık ibretlik izlenesi video


Ramazanda Nelere Dikkat Etmeli

Gönderen Dert Ortağı 31 Temmuz 2011 0 Yorum edit post | |

Sağlık problemi olmayan ve düzenli ilaç kullanması gerekmeyen kişiler eğer ramazanda sağlıklı beslenirlerse vücutta bir detoks etkisi de yaşanacaktır. Ama bu yıl ramazan ayı yılın en sıcak günlerine denk gelince sağlık problemlerinin yaşanmaması, huzurlu ve keyifli bir ramazan için 4 unsura dikkat etmenizi öneriyorum.

1. Sahur ve iftarda nasıl beslenelim?
Sahurda kompleks karbonhidratlı yiyecekler yemeğe çalışalım ki gün boyu kendimizi daha enerjik hissedelim; tam buğday unundan ekmek veya pide, yanında peynir, zeytin, yumurta ve sütle veya bulgur pilavı yanında peynir veya yoğurtla dengeleyebiliriz. Söğüş ve salata tüketimi de tokluk hissi ve sindirim sisteminin çalışması için önemli. Mümkün olduğu kadar kızartmalar, şarküteri ürünleri, mayalı ve yağlı besinlerden uzak durmakta fayda var.
İftarda orucu su ile açalım ve sonrasında soğuk veya sıcak bir çorba ve yanında 1dilim ekmek veya pide ile devam edelim. Mümkün olduğu kadar çorbadan sonra yaklaşık 15-20 dakika kadar bir ara verdikten sonra etli sebze yemeği veya ızgara et yanına salata veya kurubaklagil yemeği ve yanında yoğurt, çok az pilav veya makarna veya ekmek ile devam edebiliriz. Meyve veya tatlıyı yemekten hemen sonra değil yaklaşık 1,5-2 saat sonra tüketmeye çalışalım.
2. Asla tek öğün yemeyelim
Az az ve sık sık beslenme hem kilo verme diyetlerinde hem de sağlıklı bir beslenme örüntüsü için çok önemli. Ramazan süresince normal beslenme düzenimiz günde 5-6 öğünden asla 1 öğüne düşmemeli, günde sadece 1 öğün yemek en tehlikelisi. Öğünleri iftardan uyku zamanına göre ayarlıyoruz ki sağlık problemleri yaşanmasın. Sahura kalkmak önemli çünkü günler uzadıkça kan şekeri düzensizliği daha çok görülebilmektedir. Sonrasında kişi kendini yorgun, halsiz hisseder, tansiyon, baş dönmesi , konsantrasyon problemi yaşanabilir.

http://img851.imageshack.us/img851/3845/ramazanyemekleri.jpg


3. Su tüketimi önemli
Oruç tutan kişilerin sıvı alımı her zamankinden biraz daha fazla olmalıdır. Ortalama 2-2,5 lt suyu yemeklerle beraber değil aralara dağıtarak tüketmeye çalışmalıyız. Çay ve kahveyi iftardan yarım saat sonra tüketmek daha sağlıklı olacaktır. Sahurda ise bitki çaylarını tercih edebiliriz.
4. Uzak durmamız gereken besinler
Malesef çoğu kişi için oruç tutmak sağlıksız beslenme ile eşdeğer yaşanmakta. Bunun yanı sıra ramazan yıl içerisinde en fazla kilo alınan da dönem. Mümkün olduğu kadar yağlı, şerbetli, hamurişi tatlılardan uzak durup yerine sütlü veya meyveli tatlıları tercih etmenizi öneririm. Kızartmalardan, yağlı yiyeceklerden, şarküteri ürünlerinden uzak durun. Kızartma yerine sebzeleri fırında veya ızgara yapabilirsiniz, hem lezzetli hem de daha sağlıklı olacak. Tuzlu yiyecekler yaz aylarında en çok yaşanan problemlerden biri olan ödemi tetikler. Yemekleri az tuzlu tercih etmek yine önemli. Kola ve asitli içecekler yerine ayran, soda, limonata, buzlu çay tüketebilirsiniz.
Diyetisyen Özlem Sert Aydın

Ramazanda Sağlıklı Beslenme

Gönderen Dert Ortağı 0 Yorum edit post | |

http://img820.imageshack.us/img820/8034/47947ramazandatavuktuke.jpg

Ramazan ayının yaz mevsiminde yaşanması, uzun süren açlık ve susuzluğun yaratacağı olumsuz etkileri de beraberinde getirebilir. Ramazan ayını sağlıklı bir şekilde geçirebilmek için, beslenme alışkanlıklarının uzun yaz günlerine göre düzenlenmesi gerekir.
Ramazanda 3 öğün beslenme hazımsızlığı azaltır
Ramazan ayında uzun süre açlığın ardından iftarda hızlı ve aşırı yemek tüketimi, mide ve bağırsak sistemini olumsuz etkiler. Bu nedenle iftarda aşırı yemek tüketimi yerine, öğünler 3’e bölünmeli ve o şekilde beslenilmelidir. Çok sıcak ve çok soğuk besin tüketiminden kaçınılmalıdır. Besinler yavaş yenmeli ve iyi çiğnenmelidir. Yemek sırasında asitli içecek tüketiminden uzak durulmalı onun yerine su tüketimine önem verilmelidir.
Tatlı olarak güllacı tercih edin
Tatlı tüketiminde miktar, tüketildiği saat ve tüketim sıklığı önemli olmakla birlikte Ramazan ayında şerbetli ve hamur işi tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Ramazan ayının tatlısı olarak bilinen güllaç, yağ içeriği düşük, üzerine eklenmiş ceviz veya nar ile de besin çeşitliği sağlanmış bir sütlü tatlı olarak sağlıklı bir tercih olacaktır.
Ramazanda egzersiz metabolizmayı hızlandırır
Gün boyu aç kalınmasından dolayı hareket azlığı, metabolizma hızının yavaşlaması, tek öğünde aşırı besin tüketimi kilo problemlerine neden olmaktadır. Dolayısıyla sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat ederek iftardan 45 dakika sonra 30 dakika – 60dakika arasında yapılan egzersizler (düşük tempoda yürüyüş vb.) kilo kontrolünde yardımcı olacaktır.

İftar davetlerinde sağlıklı tercihler yapılmalı
Evinizdeyken düzenli bir şekilde yemek yeme alışkanlılarınızı devam ettirebiliyor ancak iftar davetlerine katıldığınızda bazı sıkıntılar yaşıyorsanız, şu noktalara özellikle dikkat etmelisiniz;
  • Yemeklerinizi yavaş yemeğe çalışmalı ve iyi çiğnemelisiniz,
  • Yemek seçimlerinizi daha az yağlı olanlardan yana yapmalısınız,
  • Kızartmayla yapılmış yemeklerden uzak durmalısınız ve tercihinizi ızgara, fırın veya haşlama yöntemleriyle hazırlanmış besinlerden yana kullanmalısınız,
  • İftariyelik besinleri tadımlık az miktarlarda tüketmelisiniz.
Ramazan ayının en gözde meyvesi “Hurma”
Ramazan ayında iftar sofralarından eksik olmayan hurma, içerik olarak lif, vitaminlerden de; A ve C vitamini, folik asit; minerallerden de sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, demir ve çinkodan zengindir. Dolayısıyla hurmanın halsizlik ve yorgunluğun giderilmesinde, sindirim sistemi rahatsızlıklarını önleme ve gidermede yardımcı olduğu için sadece Ramazan ayında değil, diğer
zamanlarda da meyve çeşidi olarak tüketilmelidir. Oruç, hurma ile açılacaksa 4-5 adet hurmanın1 porsiyon meyveye eşit olduğu bilinmeli uygun miktarlarda tüketilmelidir.
Oruç kilo verme yöntemi değildir
Kilo problemi olan kişiler Ramazan ayını diyet dönemi olarak görüp kendilerini aç bırakarak kilo vereceklerini düşünür. Gün boyu aç kalmak hareket azlığına, metabolizma hızının yavaşlamasına neden olduğu için alınan besinlerin yağ olarak depolanması kolaylaşmakta, dolayısıyla kilo vermek zorlaşmaktadır. Bu sebeple bu dönemde kilo vermek için yeterli ve dengeli beslenmeyenler bu ayda tam tersine kilo almaktadır.
Dyt. Berna Ertuğ / Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü

Kaynak Sağlık Köşesi.com

Mirac Kandilimiz Mübarek Olsun

Gönderen Dert Ortağı 28 Haziran 2011 1 Yorum

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjMXU3ofrMQ70msYAt1DPl3rYUjmjiJe7VtP7xW-GWzgoTSRvFfsSb-7GYP4q3d5UStpK29hbzzYGZjMKdk7oe3cP40FC0tNmwlDmBmkey4y3hx5JZKnRwKauHBnbIZ_74FBr9FLk4-jl5w/s1600/MiracKandili_700.png
28 Haziran 2011 Salı gününü çarşambaya bağlayan gece Miraç Kandilini idrak edeceğiz.

İsra ve Miraç; Peygamber Efendimizin (S.A.V) Cenab-ı Allah’ın izni ve keremiyle takdir buyrulan bir zaman diliminde önce Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya ve oradan da zaman ve mekanın sahibi Yüce Mevlanın sonsuz ayet ve kudretini müşahede etmek için semaya yaptığı pek çok ilahi hikmet ve bereketi içinde barındıran manevi bir yolculuktur. Her şeyden önce Miraç, başta Efendimiz aleyhisselat-ü vesselam olmak üzere her bir Müslüman için manevi bir terfi, Yüce Rabbimizle buluşma ve selamlaşma, O’nun katında yücelme ve yükselme ve bu vesile ile yüksek insani sorumluklar üstlenmek demektir. Bugün bize düşen Miracın metafizik mahiyetini, bütün ayrıntıları ile ele almak değil, miracın ruhu, manası, hikmeti, hakikati ve evrensel mesajları üzerinde yeniden düşünmektir. Mübarek gün ve gecelerin bugün eriştiği anlamları ihmal etmeksizin değerlendirmek gerekir. Birer izzet ve ikram fırsatı olarak bugün ve gecelerden gerekli dersleri almak, hayatımızı bu manevi fırsatlar üzerinde yoğunlaşarak beslemek gerekir.

Kabul etmek gerekir ki bugün insanlığın geneli için kaygı duymak her bir Müslümanın öncelikli ödevleri arasında yer almaktadır. Bugün Miracın yücelme ve yükselme anlamlarını dikkate alarak insanlığın gelişme, ilerleme ve yükselme kriterlerini yeniden gözden geçirmek zorundayız. Zira insanlığın bugün sahip olduğu maddi refah düzeyi ve bu düzeyi yakalamak için içine düştüğü ahval ve şerait dünyanın geleceği konusunda sorumluluk sahibi her bir insanda büyük kaygılar uyandırmaktadır. Dünyaya bağlanma, bireycilik, bencillik, hayatın esas anlamlarına karşı kayıtsız kalma sonuçta yeryüzünün fesadına yol açacak bir insan yetiştirme düzenini sorgulamayı gerekli kılmaktadır. Tarih bize milletlerin ve devletlerin sadece siyasi kudret, ekonomik güç ve teknolojik üstünlükle yükselemeyeceğini açık bir şekilde göstermiştir. Dünya ve ahiret dengesine önem veren yüce dinimiz açısından maddi refah, ekonomik gelişme ve üretim elbette önemlidir. Ancak manevi değerleri yok sayan bir maddi kalkınma, haram helal tanımayan bir ekonomik gelişme, insana emeğe ve çevreye saygı duymayan bir üretimin insanı yüceltmediği aşikârdır.

Miracın manevi anlamalarına odaklanarak gerçekte Hz. Peygamberin yaşadığı bu büyük tecrübeden dersler çıkarmak ve insanlığın izzet ve itibar arayışını yeniden sorgulamak gerekir. Hayatın gerçek anlamlarını örtbas etmeye yönelik adımlar sonuçta maneviyatı çökertmekte hayatı anlamsız bir oyun ve eğlenceyle eş tutan bir düzeneğe teslim etmektedir. Esasen her Müslümanın şartsız bir teslimiyetle eda ettiği beş vakit namaz gerçekte her daim Allah’ın adını yüceltme, onu anma ve hayatın merkezine yerleştirmek gibi anlamlar taşımaktadır. Müslümanların birer Miraç ikramı olarak gördükleri namaz böylece gerekli teslimiyet ile eda edildiğinde dünya ve ahret dengesinin biri lehinde diğerini ihmal ederek gerçekleştirilmesine imkân ve ihtimal bulunmamaktadır. Bu anlamda Miraçta Sevgili Peygamberimiz ile Yüce Rabbimiz arasında gerçekleşen diyalog ve selamlaşmanın (tahiyyat) bir Miraç hediyesi olan namazlarımıza yerleştirilmiş olması namazın müminin miracı sayılması bakımından son derece önemlidir. Bu nedenle Mirac-ı Nebi vesilesiyle hem bu gecenin izzet ve itibarına ortak olmak üzere namazlarımızı gereken dikkat ve ciddiyetle eda etmek hem de bu vesileyle Allah katındaki durumumuzu sık sık gözden geçirmemiz gerekmektedir. Müslümanın korku ve ümit içindeki arayışı uçurumun kenarındaki insanlık için her zaman umut olacaktır. Dünyanın gidişatına dikkat kesilmek, insanlığın hissedilir düzeyde maneviyat kaybına maruz kalmasına sebep olan fitnelere karşı uyarılmasına birer vesile olan Kur’an-ı Kerim’in apaçık ve duru mesajlarına kulak kesilmek gerekir. Cenab-ı Allah’ı unutmaya yol açan hile ve desiselere karşı Kur’an’la yenilenmek, namazla dirilmek ve insanlık için hayırlı ümmet müjdesine layık olmak gerekir. Miraç, bütün bu hususları bize hatırlatan yönleriyle her birimiz için bir rahmet ve mağfiret vesilesidir.

Unutmayalım ki dua da bir miraçtır ve dua, Allah ile kul arasında yüksek bir diyalog ve selamlaşmadır; insanın bu dünyadaki yalnızlığını gideren en büyük buluşmadır.

Miracın bu engin anlamları üzerinde tefekkür ederken, miracın topraklarında on yıllardır süre gelen, bölgenin ve bütün insanlığın huzur ve barışını tehdit eden zulüm ve haksızlıkları unutmayalım. Yanı başımızda dost, kardeş, komşu ve akraba olduğumuz Suriyeli kardeşlerimizin içine girdikleri kaos ve sıkıntıdan yükselerek kurtulmaları için dua ve niyazda bulunmayı ihmal etmeyelim.

Bu duygularla ülkemizde ve dünyada yaşayan bütün Müslüman kardeşlerimizin kutlu Miraç Kandilini tebrik ediyor, Miraç Kandilinin aziz milletimizin, Alem-i İslam’ın ve bütün insanlığın yüksek değerlerle yücelmesine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.
Prof. Dr. Mehmet Görmez
Diyanet İşleri Başkanı

Regaib Kandilimiz Mubarek Olsun

Gönderen Dert Ortağı 02 Haziran 2011 0 Yorum edit post | |

http://photos-a.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/250755_230738540274488_172490702765939_1101287_1330249_n.jpg


02 Haziran 2011 Perşembe gününü Cumaya bağlayan gece, rahmet, bereket ve mağfiret iklimi üç ayların ilk habercisi ve Kur’an ayı Ramazan’ın müjdecisi olarak idrak edeceğimiz mübarek Regaib kandilidir.
Regaib, dilimizde arzu, istek, emel, tutku anlamlarına gelen rağbet kelimesinin çoğuludur. Regaib, diğer bazı kandillerimiz gibi tarihte yaşanmış bir gecenin sene-i devriyesi değildir. Regaib, geleceğe, istikbale yönelik arzu ve isteklerimizi, emel ve tutkularımızı gözden geçirme imkânı veren mübarek bir gecedir.
Bugün insanoğlunun en büyük sorunlarından birisi hiçbir arzusuna gem vuramaması, isteklerini dizginleyememesi, tutkularını terbiye edememesi, güç, servet, şehvet tutkusunu frenleyememesi, kısaca rağbetini, içten isteğini, regaibini Rabbine yöneltememesidir.
İşte Regaib kandili, bitmeyen arzularımızın, tükenmek bilmeyen isteklerimizin, bizi esir alan aşırı tutkularımızın ve bütün bu arzular doğrultusunda ortaya koyduğumuz çaba ve gayretlerimizin muhasebesini yapmamız için Rabbimizin her yıl bize lütfettiği mübarek bir gecedir.
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de İnşirah suresinin son ayetinde şöyle buyrulmuştur: “Rağbetiniz sadece Rabbinize olsun” (İnşirah 8). Sure, bir bütün olarak ele alındığında Yüce Rabbimizin, kalbimizin inşirahı, yüreklerimizin huzuru, kalbimizin neş’e ve sevinci için arzu ve isteklerimizi, emel ve tutkularımızı, kısacası rağbetlerimizi iyiye, doğruya, güzele, faydalı olana, regaibimizi Rabbimize yöneltmemizi, tüm işlerimizi Rabbimizin rızasına uygun hale getirmemizi emrettiğini görürüz. Dahası aynı surede bellerimizi büken günahlarımızdan, hata ve kusurlarımızdan, sinelerimizin ağır yüklerinden kurtulmak, şanımızı yüceltmek, güçlükleri yenmek ve işlerimizi kolay kılmak için rağbetimizin daima Rabbimize yönelik olması istenmiştir.
İlahi rahmete fazlasıyla mazhar olan bu mübarek gün ve gecelerde kendimizi bu açılardan sorgulamaya ve Yüce Dinimiz İslâm’ın manevi ikliminde gönül huzuru, istikamet ve öz güven kazanmaya, ihtiraslarımızı dizginleyip menfaat ve çekişmelerden uzak kalmaya ihtiyacımız daha da artmaktadır. Öyleyse bu mübarek zaman dilimini fırsat bilerek, aramızdaki çekişmeleri ve kırgınlıkları, şahsi menfaat hesaplarını bir tarafa bırakıp, Yüce Dinimizin bizden istediği, sevgi, saygı ve hoşgörü ortamının kurulmasına, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin güçlenmesine, insani ve ahlâkî meziyetlerin yaygınlaşmasına gayret gösterelim.
Sevgili Peygamberimiz (sav), bu geceye ulaştığında: “Allah’ım! Recep ve Şaban ayını bizim için mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına kavuştur” diye dua etmiştir.
Biz de aynı duayı bütün İslâm âlemi için tekrar ederek: “Allah’ım! Dünya’da yaşayan bütün Müslüman kardeşlerimiz için Recep ve Şaban ayını mübarek kıl ve Ramazan ayına hayırla kavuşmayı bizlere nasip eyle” diye dua etmeliyiz.
Bu duygu ve düşüncelerle başta ülkemiz olmak üzere yurtdışında yaşayan vatandaş ve soydaşlarımızla birlikte bütün İslâm âleminin mübarek Regaib Kandilini tebrik ediyor; bu gecenin, özellikle insanlığın ortak huzurunu tehdit eden terör ve şiddetin, savaş ve düşmanlığın yerini barış ve huzura bırakması için rağbetlerimizin iyiye, güzele ve doğruya yönelik olmasını, bu gecede yapacağımız ibadet, dua ve yakarışların kabul olmasını Cenâb-ı Mevlâ’dan niyaz ediyorum.

Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ
Diyanet İşleri Başkanı


Tüm inanan kardeşlerimizin Regaip Kandili Mübarek Olsun Dualarda Buluşmak Dileğiyle Hayırlı Kandiller

Gerçek Bir Şaheser, Ahşap Eşrefoğlu Camii

Gönderen Dert Ortağı 28 Mart 2011 0 Yorum edit post | |

EŞREFOĞLU CAMİİ
1299 yılından günümüze...
Yer Beyşehir merkezi ve gölün kenarı...
Yıl 1299, Osmanlı Tarihinin başlangıcı... bu muhteşem cami inşa edilmişti.



700 yıl boyunca tamamen kütük sütunlar üzerinde yükselen bir eser. Bu ahşaplar neden bükülmez, çatlamaz, kurtlanmaz veya çürümez?



Ahşap sütunlar doğal kökboya ile renklendirilmiş ve hala orijinal. Bu renkler hiç mi solmaz? Bu 700 yıl önce yapılmış nasıl bir statik hesabıdır ki, bu cami yüzyıllar sonra bile dimdik durur?



Şimdiki binalar oldukları yerde çöküyorlar. Müteahhitleri de pişkince, “30 yıl dayandı ya daha ne bekliyorsunuz” diyebiliyorlar. Biz de yutuyoruz...



Bu muhteşem ahşap yapıda çivi, vida benzeri metal bağlantılara gerek duyulmamış. Tamamen geçme /kakma tekniği kullanılmış.



Mimar, mühendis, usta ve hatta boyacı olmak isteyenlere bile mecburi ders olarak bu eseri yerinde inceletmek gerekir. Tabii, bu teknikleri anlatabilecek hocalar bulunabilirse...



Tuğla örme bir kubbe bu kadar mı estetik olabilir? İlle beton olmak zorunda değil demek ki...



Bir mihrabın çini işlemeleri bu kadar mı güzel olabilir? Bu kötü aydınlatma lambaları için diyecek bir şey yok.



Giriş kapısının üst yazıtı. Ahşap ve çini bu kadar mı güzel birleşebilir?



Cami imamı bilgi veriyor. “Ahşap sütunlar sedir, başlıklar ise abanoz ağacından olup, 6 ay Beyşehir gölünün içinde yatırılarak, kimyasal kullanılmadan doğal konzerve edilmiş,” 700 yıldır bir şey olmuyor. Kimyacılar neredesiniz?



Caminin ortasında dörtköşe bir çukur var. Bahar başlarken yakın dağlardan kağnılarla kar ve buz taşıyıp buraya doldururlarmış. İnsanlar yaz sıcaklarında bile serin bir ortamda ibadet edebilirlermiş.



Bu mimber ise tamamen masif ağaçtan, oyma ve kakma tekniği ile yapılmış. Vida, çivi kullanımadığını tekrarlamaya gerek yok.


Mimber kapısında ahşapla hat yazısı. Ortada ALLAH, dört köşede dört Halifenin adları yazılmış.






Mimber kapısının sol üst köşesine bu muhteşem İsa Usta adını yazmış: “Amele İsa” Mütevazılık bu kadar olur.


Devamını gidip yerinde keşfetmek umarım Sizlere de büyük haz verecektir.

Dünyanın En Değerli 10 Mirası

Gönderen Dert Ortağı 19 Mart 2011 0 Yorum edit post | |

Torino kefeni

Sahte ya da gerçek, Hz. İsa’nın gömülürken sarıldığı kefen olduğuna inanılan, 4.3 metre uzunluğundaki sararmış keten çarşaf her yıl milyonlarca insanı İtalya’nın Torino kentine çekiyor. Her ne kadar kefen Hz. İsa gibi çarmıha gerilmiş bir insanın yaralarının bıraktığı izleri taşısa da, karbon testi kumaşın 1260 ile 1390 yılları arasına, yani Hz. İsa’nın yaşamadığı bir döneme ait olduğunu ortaya çıkardı. Ancak bu bilgi, sergilenmeye başladığı 2000 yılından bu yana hacıların kefene gösterdiği ilgiyi azaltmadı. Hatta testlerin hatalı olduğunu ve yeniden yapılması gerektiğini savunanlar da var.





San Gennaro’nun kanı

Her yıl İtalya’nın Napoli kentinde yaşayan insanlar koruyucu azizleri San Gennaro’nun şehit oluşunun yıldönümünde bir mucizeye tanık olmak için bir araya geliyor: Azizin pıhtılaşmış kanının sıvılaşması. Bu mucize sanki saatle ayarlanmış gibi her 18 yılda bir 19 Eylül tarihinde yaşanıyor. Bu olay bilim insanlarının kafasında büyük soru işaretleri doğurmasına karşın, insanların anma törenlerine katılmalarına engel olmuyor. Napoli halkı kanın kendilerini birçok kötülükten, özellikle yakınlarında bulunan Vezüv Yanardağı’ndan koruduğuna inanıyor. Bu inanış özellikle, kanın sıvılaşmadığı ve kötü olayların yaşandığı zamanlarda güçlendi. Örneğin 1527 yılındaki salgın ve 1980 depreminin yanı sıra, Napoli futbol takımının yenilgileri gibi.



Sakal-ı Şerif

Hz. Muhammed’in vefatından sonra, en sevdiği berberi tarafından kesildiğine inanılan sakalı, bugün Topkapı Sarayı’nda sergileniyor. Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’in 1517 yılındaki Mısır seferinden sonra İstanbul’a getirilen Kutsal Emanetlerden biri olan Sakal-ı Şerif, her yıl milyonlarca ziyaretçinin akınına uğruyor.



Hz. Meryem’in kutsal kemeri

Hz. Meryem’in, cennete yükselmeden hemen önce, deve kılından elde dokunmuş kemerini, Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan Thomas’a verdiğine inanılıyor. Kemer 14’üncü yüzyılda İtalya’nın Prato kentine ulaştığında, onu muhafaza etmesi için özel bir şapel inşa edildi. Bugün “Sacra Cintola” olarak adlandırılan kemer, her yıl sadece beş gün gösterime sunuluyor.



Yahya Peygamber’in başı

Yahya Peygamber’in başının nereye gömüldüğü bilgisi, ağırlıklı olarak hangi dine mensup olduğunuza bağlı. Müslümanlar Yahya Peygamber’in başının Suriye’nin başkenti Şam’da bulunan Emevi Camii’nde olduğuna inanıyor. Hristiyanlar ise, Vaftizci Yahya olarak da bildikleri Yahya Peygamber’in başının Capite’deki San Silvestro Kilisesi’nde olduğunu kabul ediyor. Bazıları ise başın Türkiye ya da Fransa’nın güneyinde bir yerlerde gömülü olduğunu öne sürüyor.



Buda’nın dişi

Bir Sri Lanka efsanesine göre, Buda’nın yakılmasından geriye sadece bir dişi kaldı. Buda’nın köpekdişi o kadar önemli bir varlık haline geldi ki, ona sahip olan kişiye Tanrı’nın hükümdarlık hakkı verdiğine inanıldı. Doğal olarak dişi ele geçirmek için birçok büyük savaş yaşandı. Bugünse Sri Lanka’nın Kandy kentindeki Diş Tapınağı’nda sergileniyor.



Kutsal Bakire’nin gömleği

Fransa’da bulunan Chartres Katedrali’nin her yıl hacıların akınına uğramasının tek sebebi gotik mimarinin en iyi örneklerinden biri olması değil. Katedral aynı zamanda Hz. İsa’nın doğumu sırasında Bakire Meryem’in giydiğine inanılan gömleğin sergilendiği yer. Diğer adı Sancta Camisia olan gömlek 876’da kiliseye bağışlandı ve 1194’te çıkan bir yangında yok olduğu düşünüldü. Ancak üç gün sonra gömlek, mucize eseri hiç zarar görmemiş halde bulundu. Katedralin piskoposu, mucizeyi gömleğin ait olduğu yerde tutulması gerektiğinin işareti olarak yorumladı ve katedral yeniden inşa edildi.



Aziz Nino’nun haçı

Efsaneye göre, dördüncü yüzyılda Hz. Meryem, Hristiyanlığın öğretilerini Gürcistan’da yaymaya çalışan Kapadokyalı kadın Aziz Nino’ya, eğik kolları olan Grapevine/Aziz Nino Haçı’nı verdi. Haç bugün Gürcistan Ortodoks Kilisesi’nin en büyük sembollerinden biri. Aziz Nino Haçı, Gürcistan’ın başkenti Tiflis’teki Sioni Katedrali’ne ulaşana kadar birçok ülke dolaştı.





Hz. Muhammed’in ayak izi

Müslümanlar, Hz. Muhammed’in gittiği her yerde sol ayağının kalıcı bir iz bıraktığına inanır. Bu izler, Ortadoğu’daki dini bölgelerden toplanmış ve bugün bölgedeki camilerde, müzelerde ve diğer tarihi yerlerde gösterilmektedir. Diğer kutsal emanetlerle birlikte İstanbul’a getirilen bu izlerden bir tanesi, bugün Topkapı Müzesi’nde sergileniyor.



Aziz Petrus’un zincirleri

Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan Petrus, Kudüs’te Hz. İsa’nın öğretilerini yaydığı için hapse atıldığında zincire vurulduğuna ve yargılanacağı günden önceki gece, Petrus’un bir melek tarafından zincirlerinden kurtarıldığı ve hapishaneden kaçtığına inanılır. Bugün Petrus’un vurulduğu zincirler Roma’daki San Pietro bazilikasındaki sunağın altında yer alan kutsal emanet sandığında tutulmaktadır. Bizans İmparatoriçesi Euxodia zincirleri Papa Birinci Leo’ya verdiği zaman, Papa zincirleri Petrus’un ilk tutulduğu Roma’daki Mamertime Hapishanesi’ndeki zincirleriyle yan yana getirdi ve mucize eseri iki zincir kaynaştı

Mevlit Kandilimiz Mübarek Olsun

Gönderen Dert Ortağı 14 Şubat 2011 1 Yorum

http://img84.imageshack.us/img84/796/mevlid.jpg 
MEVLİD KANDİLİ MESAJI
14 Şubat Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece, Yüce Rabbimizin bütün âlemlere gönderdiği en son rahmet elçisi Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’nın hicri takvimle mevlid kandilini idrak edeceğiz. Öncelikle kandilin bütün insanlığın yüreğinde muhtaç olduğumuz manevi ışığa dönüşmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyor; ülkemize, milletimize ve bütün insanlığa huzur ve bereket getirmesini temenni ediyorum.
Sevgili Peygamberimizi anlatan en güzel kavram şüphesiz rahmettir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Resul-i Ekrem’e hitaben: “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107) buyrulmuştur. Sevgili Peygamberimiz de kendisinin rahmet Peygamberi olduğunu ve bu rahmeti yeryüzünde egemen kılmak için her türlü sıkıntı ve meşakkate katlanmaya razı olduğunu ifade etmiştir.
Bugün Hz.Peygamber’in, merhamet etmeye ve müsamaha göstermeye yönelik insanlığa sunduğu zengin mirastan yararlanmak ve sosyal yapımızda aksayan unsurların çözümünde bu dinamik değeri harekete geçirmek gerekmektedir. Bu hareket, küçük yaşta minik omuzlarına hayatın tüm yükünün yüklendiği ve istismara açık çocukların gözetilmesini, her yaşta ve sosyal tabakada mağdur insanların insanlık onuruna yakışan bir şekilde saygınlıklarını yeniden kazanmasını ya da son zamanlarda artış gösteren ve hepimizi insanlığımızdan utandıran töre, şiddet, rant ve değişik gerekçelerle suiistimal edilen kadınların korunmasını ve çeşitli sıkıntılara maruz kalmış tüm insanların durumlarının iyileştirilmesini içine alacak bir merhamet seferberliğine dönüşebilir. Bu çerçevede bir merhamet eğitimi ve merhamet kültürü seferberliğine muhtacız.
Onun bize öğrettiği merhamet içimizde bir yerlerde sönmeye yüz tutmuş insanlık kandilini yeniden tutuşturan ve bizi en temel halinde insanlığımıza geri çağıran bir duygu, düşünce, tutum ve davranışlar manzumesidir. İnsanın iç güzelliğini yansıtan ve merhamet duygusunun en somut tezahürlerinden olan hasbilik, isar ve diğerkâmlık gibi toplum dayanışmasının temel dinamiklerinin adlarının bile unutulduğu, bunların yerini, daha çok kazanmanın, daha çok tüketmenin, bencilliğin ve öğretilmiş bir şiddetin aldığı sosyal yapılar, insanları mutsuzluğa mahkûm etmektedir. Hâlbuki toplumsal yapı, ilke ve normların ruh ve maneviyattan uzak şekilde alelusul uygulandığı ve ahlaki değerlerin ancak müeyyidelere bağlı olarak sergilendiği bir vitrin değildir. Aksine, sevgi ve muhabbet hislerinin, merhamet ve hürmet tezahürleriyle insani ilişkilere yansıdığı bir yerdir.
O bize öğretmiştir ki, hiçbir insan yaşadığı topluma kayıtsız kalamaz, inanan insan için ise yanı başında acı çeken bir insana, gözyaşı döken bir ihtiyaç sahibine, geleceğe dönük ümitlerini daha hayatının baharında kaybetmek üzere olan bir yetime sırt dönmek, Allah’ın rızasına, Rabbin vaat ettiği sonsuz güzellikteki cennet nimetlerine ve insanın yeryüzüne gönderiliş misyonuna yüz çevirmektir. Kur’an kendine has üslubu ile “Rabbimiz kendi üzerine merhameti yazdı” diyerek (En’am, 6/54) insanların aynı şekilde birbirlerine ve çevrelerinde bulunan tüm varlıklara acıma hissiyle yaklaşmalarını istemiştir.
Sevgili Peygamberimizin tebliğinde yer alan merhamet vurgusu yeniden okunmayı, üzerinde düşünülmeyi ve şiddetin açtığı yaralara merhem olarak sunulmayı beklemektedir. “Merhametlilerin en merhametlisi” tarafından insanlığın son ümidi olarak gönderilen Hz. Peygamber, birbirlerini sevme, birbirlerine merhamet ve şefkat göstererek bütünleşme konusunda “bir vücudun organlarından farksız olan” bir toplum oluşturmakla görevlendirilmiştir. Dolayısıyla barbarlığın yaşam tarzı haline geldiği Câhiliye toplumunu şefkat, insaf ve adalet ile tanıştıran Rahmet Elçisi’nin izlediği yöntemler, belirlediği ilkeler, benimsediği tavırlar, aldığı kararlar kısacası merhameti öğretirken harcadığı çabalar modern zamanların insanı ile bir kez daha buluşturulmalıdır.
Böyle bir amaca katkı sağlamak adına Başkanlığımız tarafından 2011 yılı Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin ana başlığı “Hz. Peygamber ve Merhamet Eğitimi” olarak belirlenmiştir. Hafta boyunca gerçekleştirilecek etkinliklerde merhameti toplumumuzun gündemine taşımak, şefkati duygu dünyasından eylem boyutuna geçirebilmenin yollarını konuşmak, “ancak yeryüzündekilerle merhamete dayalı bir ilişki tarzı geliştiren kimsenin Rahmân’ın merhametine kavuşabileceği” konusunda bilinç oluşturmak, kısacası Hz. Peygamber’in izinde fiilî bir merhamet seferberliğinin başlatılması hedeflenmektedir. Böylelikle televizyon ekranlarından bilgisayar oyunlarına, anne-baba-evlat üçgeninden eşler arası iletişime, siyasetten sanata, spordan eğitime hayatın her alanında şiddetin en acı örnekleriyle yüzleşmek durumunda kalan insanımız için nübüvvetin merhamet pınarına başvurulacak; kirlenen gönüller arınacak, merhameti okulda, evde, iş yerinde, çarşıda, sokakta kısacası hayat nerede devam ediyorsa orada hâkim kılacak şekilde eğitim sürecine dâhil etmenin gereği ve imkânı tartışılacak ve bu çerçevede çabalara zemin hazırlanacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle Mevlid Kandilinizi tebrik ediyor, Sevgili Peygamberimizin doğum günü münasebetiyle, başta ülkemiz ve İslâm dünyası olmak üzere tüm insanlığın Rahmet Peygamberinin rahmet yüklü mesajlarından nasibdar olmasını Cenab-ı Mevlâ’dan niyaz ediyorum.

Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ
Diyanet İşleri Başkanı

Dünyanın En Küçük Kur'an-ı Kerim i

Gönderen Dert Ortağı 26 Eylül 2010 5 Yorum edit post | |

Şimdiye kadar küçük el yazısıyla yapılmış ve  tam sürüm Kur'an-ı Kerim   Abed Rabbo'nun Büyük annesi tarafından miras kalmış ölçüleri 2.4cm x 1.9cm, geri Osmanlı döneminden kalma ve altın içeren mürekkep ile dekore edilmiş 604 sayfa. .









Kadir Gecesi'nde Okunacak Dua

Gönderen Dert Ortağı 05 Eylül 2010 0 Yorum edit post | |

http://img185.imageshack.us/img185/3828/20060529185645dua.jpgEUZÜ BİLLAHİ MİNE’Ş-ŞEYTANİ’R-RACÎM
BİSMİLLAHİ’R-RAHMANİ’R-RAHîM


اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالمَِينَ. وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلىَ آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

Ey talihsizlerin sığınağı,
ey âcizlerin güç kaynağı,
ey dertlilerin tabibi
ey yolda kalmışların yol göstereni!
Ey çaresizler çaresi!
ve Ey her duada bulunana icabet eden ululuk tahtının Sultanı!
İçinde bulunduğumuzkadir gecesihürmetine
bizleri affeyle ya Rabbi


Allahım
Sen bizleri ufku, inancı ve davaranışlarıyla
tam bir ruh ve mana kahramanı eyle
Derinlik ve enginliğimizi
bilgi ve muktesebatımızla birlikte
gönül zenginliği, ruh saffeti
ve hakka kurbetimiz itibarıyla yap Ya rabbi



Allahım
Sen bizleri kalbi ve ruhi hayata programlı,
maddi manevi bütün kirlerden uzak durmaya kararlı,
cismani ve bedeni isteklere karşı her zaman teyakkuzdaKin, nefret hırs hased bencillik ve şehvet gibi hastalıklarla mücadele azmiyle gerilmiş tevazu ve mahviyet abideleri eyle. Ya rabbi


Allahım
Sen bizleri her zaman hakkı tutup kaldırma peşinde,
mülk ve melekut alemiyle alakalı duyup hissettiklerini başkalarına duyurma iştiyakiyla yanıp tutuşan
diğergamlardan eyle Ya rabbi


Allahım
Sen bizleri, olabildiğine sabırlı ve temkinli;
konuşup gürültü çıkarmadan daha çok,
inandıklarını yaşayan,
yaşadıklarıyla başkalarına da örnek olan
bir iman ve aksiyon insanı eyle Ya rabbi


Allahım
Sen bizleri dur-durak bilmeden sürekli koşan..
Hak'ka yürüyenlere yürümenin âdâbını öğreten
iç dünyası itibarıyla her zaman ocaklar gibi cayır cayır yanan
ve yanarken de asla gam izhar eylemeyen; eyleyip ağyârı âhına âgâh kılmayı düşünmeyen her zaman içten içe yanan
ve kendine sığınanların ruhlarına hararet üfleyen
kullarından eyle Ya rabbi


Allahım
hedefimizde hep öteler tüllenip dursun.
Bizler Hak rızasına bağlanmış,
sürekli ilerleyen
ve sürekli mesafelerle yaka paça olan
iman insanları olalım ya Rabbi!
matlûbumuza ulaşacağımız ana kadar
hep bir küheylan gibi koşalım;
koşarken de herhangi bir beklentiye girmeyelim
ya Rabbi!

Allahım
Sen bizleri öylesine içten bir hakikat eri eyle ki ,
oturup kalkıp sürekli yeryüzünde hakkı ikame etmeyi düşünelim ve senin hatırın söz konusu olduğunda da
rahatlıkla bütün arzularımızdan ve isteklerimizden vazgeçebilelim ya Rabbi!


Allahım
herkese sinemizi açalım,
herkesi şefkatle kucaklayalım ve toplum içinde hep bir siyanet meleği görüntüsü sergileyelim. Ne var ki,
senden başka kimseden de bir şey beklemeyelim ya Rabbi!


Allahım
Sen bizlere Tavırları, davranışları itibarıyla
herkesle uyum içinde olmayı lutfet
hiç kimseyle cedelleşmeyelim,
hiç kimseye karşı düşmanlık beslemeyelim.
kat'iyen başkalarıyla rekabete ve sürtüşmeye girmeyelim.
Dinimize, ülkemize ve ülkümüze hizmet eden
hemen herkesi sevelim..
Bütün olumlu faaliyetlerinden ötürü
Herkesi alkışlayalım
Başkalarının anlayışlarına
hem de konumlarına saygılı kalmaya
alabildiğine itina gösterelim ya Rabbi!


Allahım
kendi gayret ve aktivitelerimizin yanında,
senin tevfik ve inayetine de fevkalâde önem verelim..
her hareketimizde rızana mazhar olma yollarını araştıralım..
senin inayetine vesile sayılan
birliğe-beraberliğe olağanüstü ihtimam gösterelim ya Rabbi!


Allahım
Sen bizleri bir Hak âşığı ve Hak rızası sevdalısı eyle.
Nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun
bütün hareketlerimizi senin hoşnutluğuna bağlayalım
Seni memnun etme yolunda ölesiye bir hırs gösterelim
ve böyle bir hedefe ulaşmak için de
bütün varımızı feda edebilelim,
dünyevî-uhrevî her şeyden vazgeçebilelim ya Rabbi!


Allahım
düşünce dünyamızda "benim yapmam", "benim başarmam", "benim sonuçlandırmam".. gibi merdud mülâhazalara asla yer verme ya rabbi
yerine getirilmesi gerekli olan şeyleri kim yaparsa yapsın, kendimiz yapmış gibi memnun olalım,
başkalarının başarılarını kendi başarılarımız sayalım
öncülük yapma şeref ve payesini de onlara bırakalım ya Rabbi!


Allahım
her zaman kendimizle yaka-paça
ve kendi ayıplarımızla meşgul olalım kimsenin eksiğiyle-gediğiyle uğraşmayalım.Her fırsatta iyi bir insan olma örneği sergileyelim,
başkalarını daha yüksek ufuklara yönlendirip
herkese bir hüsn-ü misal olalım
İnsanların ayıplarına ve kusurlarına göz yumalım..
Onların olumsuz tavırlarına tebessümle karşılık verelim, kötülüklerini iyilikle savalım
ve elli defa rencide edilsek de,
bir kerecik olsun kimseyi kırmayı düşünmeyelim ya Rabbi!


Allahım
hayatımızı iman-ı kâmil yörüngeli
ve ihlas donanımlı yaşamayı
en birinci mesele bilelim,
duyguları, düşünceleri ve davranışları itibarıyla
öylesine Hak rızasına kilitlenmiş bir hakikat eri olalım
beraber yürüdüğümüz,
aynı mefkûreyi paylaştığımız kimselerle
asla rekabete girmeyelim..
onlara karşı kat'iyen kıskançlık duymayalım..
aksine, onların noksanlarını giderip, eksiklerini tamamlayalım.. ve onlara karşı hareketlerimizde
hep bir vücudun uzuvlarından
herhangi bir organmış gibi davranalım ya Rabbi!


Allahım
Tam bir îsar rûhuyla,
Makam ve mansıp, Paye ve şöhret gibi
maddî-manevî hemen her konuda
yol arkadaşlarımızı öne çıkarıp
kendimiz gerilerden gerilere çekilerek
onların başarılarının dellalı gibi davranalım,
kardeşlerimizin mazhariyetlerini alkışlayıp
muvaffakiyetlerini de bir bayram sevinciyle karşılayalım ya Rabbi!


Allahım
başkalarının düşünce ve hareketlerine karşı
hep saygılı kalmaya çalışalım
paylaşmaya, beraber yaşamaya açık duralım..
oturur kalkıp aynı mefkûre insanlarıyla
müşterek hareket etme yollarını araştıralım..
müşterek projeler geliştirelim..
ve "ben" yerine "biz"i ikame etme gayreti gösterelim..
dahası, başkalarının mutluluğu yolunda
rahatlıkla kendi saadetimizi feda edebilelim..
ve bunları yaparken de
kimseden herhangi bir teveccüh beklemeyelim.
hattâ böyle bir beklentiye girmeyi
kendi hesabımıza bir düşüş sayalım;
yılandan-çıyandan kaçtığımız gibi önde görünmekten,
namdan-şandan kaçalım
ve unutulma murakabesine dalalım ya Rabbi!

Allahım
Kimsenin kılına dokunmayalım,
saldırıya saldırıyla mukabelede bulunmayalım.
En kritik durumlarda bile hep dengeli hareket edelim.
Her zaman fenalıklara karşı
iyilikle mukabelede bulunalım..
kötülükleri kötülerin işi sayıp,
bir iyilik âbidesi gibi davranalım ya Rabbi!


Allahım
hayatımızı Kur'ân ve Sünnet çizgisinde
Hak dostluğu, takva, azimet ve ihsan şuuru çerçevesinde yaşayalım..
benlik, gurur, şöhret gibi kalbi öldüren hislere karşı
sürekli tetikte bulunalım
kendimize nisbet edilen güzellikleri
"her şey senden" deyip sana verelim.
iradeye vâbeste işlerde de her zaman
"ben"den kaçıp, "biz"e sığınalım.
hiç kimseden korkmayalım.
Hiç bir hâdise karşısında telâşa kapılmayalım;
ve doğru bildiğimiz şeylerden asla geriye durmayalım ya Rabbi!


Allahım
kimseye gücenmeyelim;
hele Hak'ka dilbeste olanlara kat'iyen kırılmayalım.
Yol arkadaşlarımızı herhangi bir fenalık içinde gördüğümüzde onlardan uzaklaşmayalım..
Perdeyi yırtıp onları utandırmayalım;
utandırmak bir yana,
böyle bir fenalığı gördüğümüzde
büyük bir hata işlemiş gibi kendimizi kınayalım.
mü'minlerin farklı yorumlara açık tavırlarından dolayı
onlar hakkında sû-i zanda bulunmaktan kaçınalım;
görüp duyduğumuz şeylere iyi yorumlar getirip
ve kat'iyen olumsuz mülâhazalara girmeyelim ya Rabbi!


Allahım
hareket ve faaliyetlerimizi,
bu dünyanın bir ücret yeri değil de,
bir hizmet mahalli olduğu mülâhazasına bağlayalım..
her zaman memurbulunduğumuz sorumlulukları
fevkalâde bir disiplin içinde yerine getirelim..
netice ve sonuçla meşgul olmayı da
sana karşı bir saygısızlık sayalım ya Rabbi!


Allahım
dine, imana ve insanlığa hizmeti,
Hak rızası yolunda en büyük bir vazife bilelim
ne kadar büyük işler başarsak da,
bundan nefsimiz adına
maddî-manevî herhangi bir pâye çıkarmayı
hiç mi hiç düşünmeyelim ya Rabbi!


Allahım
Düzenimizin bozulmasından dolayı ümitsizliğe düşmeyelim
Bütün insanların bize karşı olmasından dolayı
sarsıntı yaşamayalım.
"bu dünya, darılma dünyası değil, bir dayanma âlemidir" deyip dişimizi sıkıp sabredelim,
maruz kaldığımız durumlardan kurtulmak için de
alternatif çıkış yolları arayalım
en kritik anlarda dahi değişik stratejiler üretip
hep azm u ikdamda bulunalım ya Rabbi!


Allahım
İnsanî değerlerin hor görüldüğü,
dînî düşüncede kırılmaların yaşandığı,
her taraf, başı boşların gürültüleriyle inlediği günümüzde,
başka bir şey değil, Sen bizleri gönül insanları eyle ya Rabbi!
Kadir gecesi hürmetine gönül insanları eyle ya Rabbi!
Mübarek ramazan hürmetine gönül insanları eyle ya rabbi!


Efendimiz Hazreti Muhammed’e, aile efradına ve O’nun bütün arkadaşlarına salât u selam ederek bunları Senden dileniyoruz;
dualarımızı kabul buyur ya Rabbi!

Amin..ve’l-hamdü lillahi rabbi’l-alemin


Not: Dualarınızda bana da yer ayırın inşeallah

http://ak2.static.dailymotion.com/static/video/454/626/24626454:jpeg_preview_medium.jpg?20100902061016TRT nin Ramazan aylarında çıkardığı Sufi Kliplere Bir yenisi daha eklendi Azeri'den Yarabbi Şükür dinleyin :)

Kadir Gecesi ve Kur'an

Gönderen Dert Ortağı 1 Yorum

http://img442.imageshack.us/img442/8121/kadirgecesidert.png

Ramazan-ı Şerifin 27. gecesi İslam dünyasında "KADİR GECESİ" olarak bilinir ve kutlanır. Bu yıl bu mübarek gece 05 Eylül 2010 gecesini 06'sına bağlayan geceye rastlamaktadır. Hepimize kutlu olsun.
Kadir gecesi, gecelerin en feyizlisidir. Çünkü bu gecede yapılan ibadet, içinde kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapılan ibadetten daha hayırlıdır. Nitekim aynı adı taşıyan sure-i celilede şöyle buyurulmaktadır.
"Doğrusu biz Kur'an'ı kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. Gece tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir."
Zaman ve mekanlar kendilerinde meydana gelen büyük ve önemli olaylarla değer kazanırlar. Kadir gecesi hayırlarla dolu olayların meydana geldiği bir gecedir. Çünkü bu gecede kadri yüce bir kitap olan Kur'an-ı Kerîm inmeye başlamıştır. Kur'an-ı Kerîm gibi insanlık için bir hidayet rehberi olan kitabın böyle bir gecede inmesi ona müstesna bir şeref kazandırmış, kadrini yüceltmiştir.
Allah tarafından Cebrâil aleyhi's-selâm adındaki melek aracılığıyle peygamberimize vahyolunan, onun hayatında tamamen yazılıp tespit edilen ve daha sonra da mushaf haline getirilen Kur'an-ı Kerîm, peygamberimize vahyolunduğu gündenberi hiçbir değişikliğe uğramadan nesilden nesile geçerek bize kadar gelmiştir. Bu özelliği taşıyan, yani ilk nazil olduğu şekilde bir kelime eklenmeden ve bir kelime eksilmeden günümüze kadar gelen tek kitap hiç şüphe yok ki Kur'an-ı Kerîm'dir. Çünkü onun her türlü değişiklikten korunacağını Cenâb-ı Hak va'd buyurmuştur. Hicr sûresinin 9. âyetinde meâlen: 'Doğrusu Kur'anı biz indirdik, onun koruyucusu da biziz" buyurulmuştur.
Kur'an-ı Kerîm, eşi olmayan bir kitaptır. Çünkü o, insan sözü değil, Allah kelâmıdır. Lafzı da manası da Allah'ındır. Peygamberimiz sadece onu insanlara tebliğe vasıta olmuştur."
Bakara sûresinin 97. ayetinde şöyle buyurulmuştur: "De ki her kim Cebrâil'e düşman ise bilsin ki o, Kur'an'ı Allah'ın izniyle, kendisinden öncekini tastik ederek yol gösterici ve mü'minlere müjdeci olarak, senin kalbine indirmiştir". Yani o, senin değil, Allah'ın sözüdür. Cebrâil aleyhi's-selam da onu indirmeye memurdur.
Kur'an-ı Kerîm, kendisinin Allah tarafından vahyedilmiş olduğunu bildirmiş, bunda şüphesi olanları ona benzer bir eser meydana getirmeye çağırmış, bunun başarılamıyacağını da haber vermiştir. İsrâ sûresinin 88. ayetinde: "De ki, insanlar ve cinler birbirine yardımcı olarak bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak için biraraya gelseler, andolsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar" buyurmuştur.
Bakara sûresinin 23. ayeti de meâlen şöyle: "Kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur'an'da şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sûre meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz Allah'tan başka güvendiklerinizi de yardıma çağırın".
Kur'an-ı Kerîm, Arapların şiir ve hitabette doruk noktasında oldukları bir devirde nazil olmuştur. Mekke müşrikleri, Kur'an'ın gönülleri aydınlatan nurunu söndürmek için, "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki galip gelirsiniz" demeye varıncaya kadar her çareye başvurdukları halde onun bir tek sûresinin benzerini vücuda getirememişler, bu yüzden silaha sarılmak zorunda kalmışlardır.
Kur'an-ı Kerîm'in İngilizce mütercimlerinden Palmer, tercümesinin başına koyduğu önsözde şöyle demiştir: "En güzide Arap yazarları değer itibariyle Kur'an'a eş olabilecek bir eser yazamamışlarsa hayret edilmemelidir. Çünkü Kur'an, nazire yapılamayacak tek eserdir".
Kur'an-ı Kerîm, İslâmiyetin ana kitabıdır. Dinin esasıdır. Dinî hükümlerin dayanağı olan dört delilin birincisidir. Bütün dinî esasları ihtiva eden Kur'an-ı Kerîm, semavî kitapların da özetidir. İtikadî, ahlâkî, amelî, ictimaî her bakımdan insanı ve insan topluluklarını maddî manevî mutluluğa ulaştıracak her şeyi bildirmiştir. Nahl sûresinin 89. ayetinde meâlen şöyle buyurulmuştur:
"Ey Muhammed, sana, her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kur'an'ı indirdik".
Kur'an-ı Kerîm, insanlar için bir hidâyet kaynağı olarak gönderilmiştir. Bu husus, önemine binâen birçok ayette sık sık tekrarlanmıştır. Bu ayetlerden birisi de İsrâ sûresinin 9. ayetidir, meâlen şöyledir:
"Doğrusu bu Kur'an, en doğru yola hidâyet eden ve yararlı işler yapan mü'minlere büyük ecir olduğunu, ahirette inanmayanlara yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler".
Kur'an-ı Kerîm'in ilk sûresi olan Bakara süresinin ilk ayetlerinde de, Kur'an'ı Kerîm'in Allah'a karşı gelmekten sakınanlara hidâyet eden, yol gösteren bir kitap olduğuna dikkat çekilmiştir.
Kur'an-ı Kerîm, son semavî kitap olarak gönderildiğinden talimatı da bütün insanlığı içine alacak şekilde geniştir.
Kur'an-ı Kerîm, herşeyden evvel Allah'ın varlığını, birliğini, O'nun yüksek sıfatlarını, yaratıklara olan rahmet ve mağfiretinin genişliğini tesbit ve talim eder. Batıl ve sapık akîdeleri, putperestliğin her çeşidini reddeder. İnsanları yükselten en önemli ve ölmez prensipleri ortaya kor.
Kur'an-ı Kerîm, aile hayatı ile karı ile kocanın karşılıklı hak ve vazifelerinden milletlerarası münasebetlere; selâmlaşmaktan evlere izin alarak girme adabına varıncaya kadar sosyal hayatın bütün kurallarını gösterir; en yüksek en güzel ahlâk prensiplerini öğretir.
Kur'an-ı Kerîm, insana büyük değer verir. İnsanın en güzel sûrette yaratıldığını, yaratıkların en şereflisi olduğunu, ondan başka kâinatta her ne varsa hepsinin emrine âmâde bulunduğunu açıklar. Onun onurunu kıracak, kalbini incitecek davranışları yasaklar.
Kur'an-ı Kerîm; zina, fuhuş, sarhoşluk, adam öldürmek, yalan söylemek, iftira etmek, haksızlık yapmak, israf etmek, hıyanette bulunmak, gıybet etmek ve toplumu birbirine düşürecek şekilde bozgunculuk yapmak gibi toplumu temelinden sarsan kötülükleri yasaklar.
Kuran-ı Kerîm, daima ilerlemeyi emreder. "Babamızdan böyle gördük" diyerek, akıl ve ilim ile açıklaması mümkün olmayan alışkanlıklardan, ayrılmak istemiyenleri ayıplar, körü körüne taklidi reddeder.
İlk inen âyeti "Oku" diye başlayan Kur'an-ı Kerîm, daima ilme teşvik eder. Fenne ve müsbet ilimlere karşı asla tavır almaz. Akla ve düşünceye müstesna yer verir. 
Kâinat ve ondaki yaratılış inceliklerini düşünmeye davet eder. "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" diyerek ilmin üstünlüğünü vurgular.
Hulâsa Kur'an-ı Kerîm, insanı dünya ve ahirette mutlu kılacak, Allah Teâlâ'nın rızasını kazandıracak herşeyi ihtiva eden bir Kitab-ı Mübîn'dir. Böyle bir kitabı rehber edinen yanılmaz. O'na sımsıkı sarılan sapkınlığa düşmez, O'nun gösterdiği yoldan yürüyen şaşırmaz ve O'nu okuyanın ecri az olmaz.
Kur'an-ı Kerîm'in inmeye başladığı böyle mübarek bir gecede yapacağımız ibadetlerden birisi de Kur'an okumak ve anlamı üzerinde düşünmektir. Çünkü Kur'an-ı Kerîm Cenâb-ı Hakk'ın insanlığa son mesajıdır. O'nun iyi anlaşılması ve uygulanması halinde insanlık mutlu olacaktır.
Bu duygularla okuyucularımızın kadir gecelerini tebrik ediyor, daha nice kadir gecelerine sağlıkla erişmemizi ve bu gecenin dünyanın pek çok yerinde haksızlığa ve saldırıya uğramış müslüman kardeşlerimizin kurtuluşlarına vesile olmasını Cenâb-ı Hak'tan diliyorum ve gecenin fazileti ile ilgili bir Hadîs-i Şerif'in meâliyle bitiriyorum.
"Kim kadir gecesini, faziletine inanarak ve alacağı ecri hesaba katarak, ibadetle ihya edecek olursa geçmiş günahları bağışlanır".

Lütfi Şentürk
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Hz Muhammed'in İslama Davet Mektupları

Gönderen Dert Ortağı 04 Eylül 2010 1 Yorum





NTV Tarih dergisinin bu ayki sayısı kapağına 9 önemli mektubu taşıdı. Tarihçi yazar Necdet Sakaoğlu tarafından incelenen mektupların önemi ise Hz. Muhammed’in Mısır-Habeşistan’dan Doğu Roma İmparatorluğu’na kadar geniş bir coğrafyadaki imparator ve hükümdarlara yazdığı, kendileri ve uyruklarını İslam’a davet eden mektuplar olması.




NTV Tarih dergisi bu ay Hz. Muhammed’in dönemin Arap Yarımadası’nın Mısır ve Habeşistan’ın çağdaşı yerel egemenlerine, Irak-İran-Afganistan’da hüküm süren Sasani hükümdarı Nuşirevan’a, Doğu Roma İmparatoru Herakleos’a gönderdiği ve kendileriyle uyruklarını İslam’a davet eden mektuplarıyla çıkıyor.




Usta tarihçi Necdet Sakaoğlu adı saptanamayan bir Osmanlı aydının 1710 yılında yazdığı ‘Kitab-ı İnşa mine’l-Muhtarati’l-Arifin’ adlı eserde yer alan mektuplar ve gelen yanıtların çevirisi ve incelenmesine yer veriyor.




İşte bu risaleden ilk kez günümüz Türkçesine olarak çevrilen Hz. Muhammed’in 628 yılından itibaren yazdığı rivayet edilen 9 mektubu ve gelen cevaplardan çarpıcı satırlar:




“İsa hakkında buyurduğun gerçektir”




“Habeş padişahına yazılan mektupta Hz. Muhammed’in kendisini ve uyruğunu İslam’a davet etmesi üzerine Habeş hükümdarı Necaşi Asame, Hz. Muhammed’in peygamberliğini doğrulayıp şahadet etti. İslamiyet’in 5. yılında Müslümanlar Habeş’e hicret etmesinden 1 yıl sonra Habeş hükümdarının Amr bin Ümeyye Damri vasıtasıyla Hz. Muhammed’e gönderdiği mektubun özü şöyle:




‘Resulullah’a selam. İsa hakkında buyurduğun gerçektir. Hak nice buyurdu ise öyledir. Şerefli mektubunuzun içeriğini öğrendim. Allah’ın resulü olduğun doğrudur; gerçek elçisin. İnandım ve sana biat ettim. Amcanın oğlu Cafer’e biat ederek onun elinde Müslüman oldum.”




“(Hz. Muhammed’in Doğu Roma İmparatoru Herakleos’a gönderdiği ve kendisini İslam’a davet eden mektubunda) Müslüman ol. Olduğun takdirde Allah sana iki kere sevap verir. Eğer yüz çevirirsen buyruklarının günahı senin üstündedir. Eğer uyarsan, iki kez sevap var: önce Hz. İsa’ya, sonra Resulullah’a iman getirdiğin için.”




DOĞU ROMA İMPARATORU HERAKLEOS’A: “İslam’a gelmeyenleri öldürmekten bağışladım; haraç versinler”




“Mısır-İskenderiye padişahı olan Mukavkıs’a imana davet için gönderdiği mektuba cevaben Mukavkıs’ın, Hz. Muhammed’e cevabı) Mektubunu okudum.




Beni dine davet eylediğini öğrendim. Çıkacak tek peygamber kaldığını da biliyorum. Fakat öyle sanıyorum ki Şam diyarından (Suriye) çıkacak.




Gönderdiğin kişiyi ağırladım. Sana da öyle iki cariye gönderiyorum ki onların Mısır’da saygınlık ve değerleri vardır. Bir de giysi gönderdim.”




“(Bahreyn hakimi Münzir bin Sava İslam’a geçmiş ancak halkından Yahudi ve Mecusi olanların İslam’a geçmediğini belirten mektubuna cevaben Hz. Muhammed’in mektubu) Ben de kavmin hakkındaki bağışlama dileğini kabul ettim.




Müslüman olanları öylece bırak. Günah işleyenleri yani İslam’a gelmeyenleri öldürmekten bağışladım; haraç versinler.


 
İyilik yolunda oldukça seni azletmeyiz. Yahudiliği ve Mecusiliği sürdürenlere cizye (baş vergisi) buyurdum.”

Yeni Düşenler

Abonelik:

E-Posta Adresini Gir: