Sevgililer Gününe Özel En Unutulmaz Aşk Filmleri

Gönderen Dert Ortağı 14 Şubat 2010
Günaydın arkadaşlar bugün Sevgililer Günü az önce uyandım ve e-postalarımı kontrol etmek istedim. Ve MSN portalına bakarken malum sevgililer gününe özel bir şey var mı diye bakıyordum ki En unutulmaz Aşk filmleri diye bir liste yayınlanmış. Bende belki göremeyenler için tekrar bir göstereyim ya da ilerde lazım olur diye düşünürseniz tavsiye niteliğinde olan bu yazıyı okuyun dedim.


İşte En unutlmaz Aşk Filmleri



http://img718.imageshack.us/img718/6715/479eda6cc06485b8df6dc1e.jpgSELVİ BOYLUM AL YAZMALIM

Türk sinemasının gelmiş geçmiş en unutulmaz aşk filmi hangisidir? Yanıtınızı duyduk bile; Selvi Boylum Al Yazmalım. Çünkü aşk emek ister. Belki de bu film, Kadir İnanır’ın İlyas, Türkan Şoray’ın Asya karakterlerini devleştirdikleri performanslarıyla o kadar çok emek harcanmış bir filmdir ki, bu unvanı gerçekten hak eder.
Atıf Yılmaz’ın sinemaya taşıdığı başyapıtta, kamyon şoförü İlyas ve sıradan bir köylü kızı olan Asya’nın hikayesi anlatılır. Birbirlerine aşık olup evlenen İlyas ve Asya’nın Samet isimli bir oğulları olur. Sık sık uzun yola çıkan İlyas uzun süre dönemyince Asya onu aramaya çıkar ve aldatıldığını öğrenir. Oğluyla beraber yollara düşen Asya’ya Cemşit adından bir adam sahip çıkacak ve Asya yıllar sonra yeniden karşılaştığı İlyas ve Cemşit arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır.

http://img718.imageshack.us/img718/2227/eeefec1a6cf168f303049ea.jpgHAYALET

Patrick Swayze ve Demi Moore’un ölümsüz aşkını, Hayalet’i anımsamayanınız var mı? 1990 yılının en başarılı yapımlarından biri olan Hayalet’i henüz DVD arşivinize katmamış iseniz bu Sevgililer Günü kaçırılmaması gereken bir fırsat.
Yönetmenliğini Jerry Zucker’in yaptığı Hayalet’te Sam ve Molly’nin sınır tanımayan aşkına tanık oluyoruz. Bir gece yeni taşındakları evlerine geri dönerken Sam ve Molly yolda saldırıya uğrar ve Sam öldürülür. Yaşadığı kaybın üzüntüsüyle kendine yeni bir hayat kurmakta zorlanan Molly’i bir şok daha beklemektedir. Karşısına üçkağıtçı bir medyum çıkar ve ölen sevgilisinin bir hayalet olarak peşine takıldığını iddia eder.
Gencecik Demi Moore’un güzelliği, yakın zamanda hayatını kaybeden Patrick Swayze’nin anısı ve Whoopi Goldberg’in Oda Mae Brown adlı sahtekar medyum karakteri için defalarca keyifle izlenebilecek bir film.

http://img62.imageshack.us/img62/7033/75e92e7dd93bd4ae3526252.jpgŞREK

Andrew Adamson ve Vicky Jenson’ın yönetmenliğini yaptığı Şrek, yeşil dev bir yaratığın komik hikayesini anlatıyor.
Şrek, kendi gibi çirkin yaratık bir eş bulmak için yola çıkar. Yalnız yola çıkarken büyücünün kehanetinden haberi yoktur. Kehanete göre bir prensesle aşk yaşayacaktır. Yolculuk sırasında farklı masal kahramanlarının da bu yolculuğa katılmasıyla yeşil yaratığın başına trajikomik birçok olay gelir.
Seslendirmesi de ünlü kişlerce gerçekleştirilmiş olan Şrek'te, Mike Myers (Şrek), Eddie Murphy (Eşek) ve Cameron Diaz (Prenses Fiona) ses sanatçıları olarak yer almışlardır.


http://img62.imageshack.us/img62/1777/d538098a01f266afff4a552.jpgAİLE BABASI

Hırslı, zengin, bekar, bağımsız, vurdumduymaz, paragöz olan Jack Campell başarılı bir iş adamıdır. Hayatta elde edemeyeceği hiçbir şey olmadığına inan Jack bir noel gecesi başına gelen garip olaylardan sonra yepyeni bir hayata uyanır.
Artık çocukları ve tanımadığı bir karısı vardır. İlk başta bu durumu garipseyen Jack daha sonra bu hayata alışır. Ancak her şey adapte olduğu şekilde devam etmez.
Başrollerini Nicolas Cage ve Tea Leoni’nin paylaştığı Aile Babası, komedi, fantezi ve dramı içinde bulunduran ve seyirciye alternatifler sunan bir film.



http://img62.imageshack.us/img62/812/12488b9981c288a1a2b8f3f.jpg
SABRİNA

Tam bir Türk filmini andıran Sabrina, Billy Wilder’in yönetmenliğinde çekilmiş 1954 yapımı bir film.
Filmde, Amerika'nın en zengin ailelerinden olan Larabee’lerin şöförünün kızı olan Sabrina'nın (Audrey Hepburn) hikayesi anlatılıyor. Sabrina, küçük yaşlardan beri onu önemsemeyen, ona yok gibi davranan evin küçük oğlu David’e (William Holden) platonik bir şekilde aşıktır. Bunu fark eden babası Sabrina'yı hem David’e olan aşkından kurtulması hem de dünyanın en iyi aşçı okulundan mezun olması için Paris'e gönderir. İki sene sonra güzelliğine güzellik katmış, zerafetiyle etrafa ışık saçan Sabrina’nın David’i etkilemesi çok kolay olacaktır. Ancak ailenin işkolik abisi Linus (Humphrey Bogart) David’i yeni iş planları ve şirket evliliği için Elizabeth (Martha Hyer) ile nişanlamıştır. Ve durumu fark eder etmez de Sabrina'yı David’den uzaklaştırmaya çalışır. Aşıkların arasına girer, David’i devre dışı bırakır ve Sabrina'yı gezmeye götürüp, onunla flört eder. Ancak her şey beklediği gibi gitmez. Çoktan kendini Sabrina'nın güzelliğine ve zerafetine kaptırmıştır bile.

http://img193.imageshack.us/img193/2549/8ad2e540cc3a23ac5e690d0.jpgRÜZGAR GİBİ GEÇTİ

Tüm zamanların en iyi aşk filmleri diye kime soracak olursanız olun, ilk beş listesinde bu film kesinlikle yer alır; Rüzgar Gibi Geçti. Margaret Mitchell’ın romanından Victor Fleming’in olağanüstü yönetmenliğinde beyazperdeye aktarılan 1939 yapımı Rüzgar Geçti’de başrolleri Clark Gable ve Vivien Leigh paylaşıyor.
Amerikan İç Savaşı döneminde geçen hikayede, tutkulu bir aşkın büyük bir hüsranla sonlanışı anlatılıyor. Viviean Leigh’in Scarlett O’Hara performansıyla ölümsüzleştiği filmin, renkli aktarımı yapılmış DVD’leri de mevcut. İşte bu ölümsüz eseri kesinlikle seyretmeniz için iki neden.


http://img97.imageshack.us/img97/5983/cd7a872dcec2b685eb467eb.jpgMOHİKANLARIN SONUNCUSU

Kızılderililerin ve yerleşimcilerin, İngiliz ve Fransızların Kuzey Amerika’nın kontrolünü ele geçirmek için yaptıkları savaşın ortasında kalmalarını anlatan film Michael Mann tarafından yönetilmiş gerçek bir başyapıttır.
Bu kötü günlerde, yerleşimcilerden olan Cora ve kız kardeşi Alice’nin başlarına bir bela gelir. Onları bu beladan, aslında bir yerleşimci olan ama ailesi öldüğü için monikanlar tarafından büyütülen Kızılderili Şahingöz kurtarır.
Filmde başrolleri Daniel Day-Lewis, Madeleine Stowe, Russell Means ve Eric Schweig paylaşmaktadır. Day-Lewis'in performansı için bile tekrar tekrar seyretmeye değer.


http://img97.imageshack.us/img97/5427/96869beb45d64c68111bedf.jpgFRANSIZ ÖPÜCÜĞÜ

İşte bir romantik komedi klasiği daha! 1995 yapımı Fransız Öpücüğü, önünüze çıkacak her on kişiye sorduğunuzda, emin olun en azından beşinin favori aşk filmi olacaktır. 90’lı yıllar aşk filmlerinin yıllarıymış demiştik. Meg Ryan ve Kevin Kline’ın başrollerini paylaştığı 1995 yapımı Fransız Öpücüğü’nün yönetmenliğini Lawrence Kasdan üstlenmiş.
Kate ve Charlie’nin gelecekle ilgili son derece sevimli planları vardır. Evlenmek, bir ev satın almak, çocuk yapmak… Ancak Charlie bir konferans için Paris’e gittiğinde, Kate uçak korkusu yüzünden onu yalnız göndermek zorunda kalır ve kısa süre sonra korktuğu başına gelir. Charlie kendini Paris’in büyüleyici atmosferine kaptırmış ve başka birine aşık olmuştur. Kate bunu öğrendikten sonra tüm korkularını bir kenara bırakır ve sevgilisini geri almak üzere ilk uçakla Fransa’nın yolunu tutar. Karşısına çıkacak ilk Fransız, üçkağıtçı bir hırsız olan Luc olacaktır.
Filmin en büyük sürprizlerinden birinin, dedektif rolünde karşımıza çıkan Jean Reno olduğunu söylemeden geçmeyelim.

 
http://img59.imageshack.us/img59/5997/71ec1f84bed35e7aadf88ec.jpgSUBAY VE CENTİLMEN

Taylor Hackford yönetmenliğinde 1982 yılında beyazperdeye taşınmış olan Subay ve Centilmen’le Richard Gere’in tüm kadınların kalbini kazandığını söylemeye gerek var mı?
Zack Mayo pilot olabilmek için Deniz Kuvvetleri okulunda eğitime girer. Geçen eğitim sürecinin ardından pek çok zorluğun üstesinden gelmeyi, dostlarla nelerin paylaşılabildiğini ve en önemlisi, kasabanın narin güzellerinden Paula sayesinde aşkı öğrenir.
6 dalda Oscar adayı olmuş olan Subay ve Centilmen başrol oyuncularına ödül kazandıramadıysa da, Louise Gossett Jr.’a “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Oscarı’nı kazandırmıştır.

Natalie Wood’a aşık olacaksınızBATI YAKASININ HİKAYESİ

Batı Yakası Hikayesi’ni seyrettiğinizde 60’lı yıllarda yaşamadığınız ve Natalie Wood gibi duru bir güzelliği kendi gözlerinizle göremediğiniz için son derece pişman olacaksınız.
Yönetmenleri Jerome Robbins ve Robert Wise’a da dahil olmak üzere pek çok Oscar ödülü kazanan bu ölümsüz eser, eleştirmenler tarafından hala sinema tarihinin en iyi müzikali olarak adlandırılmaktadır.
New Yorklu iki çeteye mensup gençlerin hikayesinin anlatıldığı filmde sadece Natalie Wood değil, Richard Breymer de Tony karakteri ile ölümsüzleşiyor. Sonunda gözyaşlarınıza hakim olamayacak olsanız da, Batı Yakası Hikayesi'ni büyük bir keyifle izleyeceksiniz.


2. Dünya Savaşı’nda aşk!KAZABLANKA

Aşkın, zarafetin ve büyük çıkmazların öyküsüdür Kazablanka. Belki de tüm bu sebeplerden sinema tarihinin başyapıtları arasına girmiş ve filmin başrollerini paylaşan Humphrey Bogard ile Ingrid Bergman’ın performanslarıyla ölümsüzleşmiştir.
1942 yapımı Kazablanka, gerçekten yapıldığı yılın tüm gerçeklerini de beyazperdeye yansıtır. 2. Dünya Savaşı başlamış ve Hitler’in zulmünden kaçan Avrupalıların bir kısmı Fas’ın Kazablanka şehrine sığınmıştır. Şehrin en büyük kulübünü işleten Rick Blaine bir gün inanılması güç bir sürprizle karşılaşır. Eski sevgilisi Ilsa, direnişçilerin lideri kocası Victor ile çıkagelmiştir. Kısa sürede şehri terk etmek zorunda olan karı kocaya yardım edebilecek tek kişi de Rick’in kendisidir.
60 yılı aşkın bir süredir sinema tarihinin en unutulmaz aşk filmi olarak konumunu koruyan Kazablanka’yı Bogart-Bergman ikilisinin dillere destan performansına tanık olmak için izlemelisiniz.

Oscarlı Aşk’ların en büyüklerinden biriİNGİLİZ HASTA

1996 yılında vizyona girdiğinde ne bu filmi bu kadar çok seveceğimizi tahmin etmiştik ne de Ralph Fiennes’ı yüzü olmayan bir deve dönüştüreceğini. Anthony Minghella’nın yönetmenliğini üstlendiği filmde Fiennes’la birlikte başroleri Juliette Binoche, Willem Dafoe ve Kristin Scott Thomas paylaşaıyor.
Kendilerini imkansız bir aşka kaptıran ve bir savaşın ortasında sıkışıp kalan Kont Laszlo de Almasy ile Katharine Clifton’ın yasak aşk macerası her ne kadar hüsranla sonuçlanıyor olsa da, Minghella’nın elinde epik bir destana dönüşen hikaye gücünden hiçbir şey kaybetmiyor. Belki de sinema tarihinin gördüğü en iyi mutsuz son hikayelerinden birine imza atıyor usta yönetmen ve oyuncu yönetimindeki başarısı Juliette Binoche’un Oskar gecesinde havaya kaldırdığı heykelcikle bir kez daha perçinleniyor.
Gözyaşlarınızı tutamayacağınıza emin olduğumuz İngiliz Hasta, gizli kalmış tüm aşkların bir sembolü.


Son yılların en çarpıcı aşk hikayesiALACAKARANLIK

Phoenix’te annesi ile birlikte yaşayan İsabella ‘’Bella’’, annesinin evlenmesi üzerine Washington'da olan babasının yanına, Forks kasabasına taşınır. Burada kendine yeni bir hayat kuracak olan Bella hayatının aşkını da bu kasabada bulacaktır.
Edward, uzun yıllardır ailesiyle birlikte yaşamakta olan bir vampirdir. Cullens Ailesi kimseye zarar vermeyen, gerçek kimliklerini saklamayı başarmış bir ailedir. Bella ve Edward okulda tanışırlar ve birbirlerine tutkulu bir şekilde aşık olurlar. Bir süre sonra Bella, Edward’ın sahip olduğu güçleri ve etraflarında gelişen garip olayları farkeder. Edward’ın bir vampir olduğunu anlaması çok uzun sürmeyecektir. Buna rağmen aşkından vazgeçmez. Cullens ailesinin düşmanlarının Edward’ın zayıf noktası olan Bella'ya saldırması ve Edward’ın onu korumak için verdiği mücadele izlenmeye değer.
Başrollerini Kristen Stewart, Robert Pattinson ve Taylor Lautner’in paylaştığı film romantizmi, gerilimi ve aksiyonu seyirciye bir arada yaşatıyor. Serinin ikinci filmi Yeni Ay da seyirciyle buluştu bile.


Mesaj Tom Hanks’ten geliyor, Meg Ryan’a gidiyorMESAJINIZ VAR

Sinema dünyasında Meg Ryan’sız bir romantizm düşünülemez derken çok da yanılmadığımızı aşk filmleri listemizde ilerledikçe görüyoruz. Nora Ephron’un yönetmenliğinde 1998 yılında beyazperdeye taşınan Mesajınız Var’da Ryan’la beraber başrolü, sinema dünyasının bir başka devi, Tom Hanks paylaşıyor.
Joe Fox New York’un batı yakasında şehrin en büyük kitapçılarından birini açmıştır. Kathleen Kelly ise mütevazi kitapçı dükkanında çocuk kitapları satmakta ve hiç tanımadığı Joe Fox’tan nefret etmektedir. İnternette chat yaparken birbirleriyle yazışmaya başlayan ikilinin birbirlerine attıkları mesajlarla başlayan dostluğu kısa sürede bir aşk hikayesine dönüşecektir. Ta ki birbirlerini tanıyıp, gerçekten kim olduklarını öğrenene kadar…


Sinemanın yepyeni yüzüSERSERİ AŞIKLAR

Jean-Luc Godard’ın 1960 yapımı Serseri Aşıklar’ı (À bout de souffle), En iyi Aşk Filmleri listemize girmeyi, sadece seyirci oalrak bize yaşattığı keyifle değil, sinema tarihinde yarattığı devrimle de hak ediyor.
Jean Seberg ve Jean Paul Belmondo'nun oyunculuk kariyerlerinin zirvesine çıktığı Fransız Yeni Dalgası’nın en çarpıcı filmlerinden biri olan Serseri Aşıklar’ı hala izleme şandı yakalayamadıysanız, bu 14 Şubat’ta sevgilinizle baş başa verin ve kolay kolay unutamayacağınız dakikalar yaşayın.






Anna Paquin küçük bir dev yarattıPİYANO

Yönetmenliğini Jane Campion’un yaptığı, başrollerini Holly Hunter, Harvey Keitel, Sam Neill ve Anna Paquin’in paylaştığı Piyano; üç farklı kişinin yabani hayatta yaşadıkları duygusal çatışmaları ve bu insanların cinselliğe yaklaşımlarını sorgulayan, içinde romantizm ve dram bulunduran bir film.
Genç oyuncusu Anna Paquin'e de çok küçük yaşta Oscar kazandırması filmi en ilginç kılan özelliklerden biri.






50'lilerin İtalya'sında aşk
POSTACI

Başrollerini Philippe Noiret, Massimo Troisi ve Maria Grazia Cucinotta’nın paylaştığı filmde 70’lerde yaşanan olaylar 50’lilerin İtalya'sına taşıyor.
İtalya'da küçük bir adada geçen filmde dünyaca ünlü komünist şair Pablo Neruda ona hergün posta getiren postacı ile bir dostluk kurar ve ona hayatını değiştiricek tüyolar verir. Günden güne gelişen dostlukla beraber postacının şaire olan hayranlığıda artar. Yalnız şairin siyasi nedenlerden dolayı kaldığı birçok yerden beli birzaman sonra gitmesi gerektiği için ayrılık yaklaşmıştır… Adada geçen olayları anlatan bu romantik/dram film herkes tarafından izlenmesi gereken bir film. Orijinal hikayesinde çok siyaset içermesine rağmen filmde bunun üzerinde durulmaması da filmi çok daha duygusal boyutlara taşıyor.


Bir Marlon Brando ve Elia Kazan klasiğiARZU TRAMVAYI

Marlon Brando’yu hangi film Marlon Brando yapmıştır diye soracak olursanız cevabımız net biçimde Arzu Tramvayı olacaktır. Tennessee Williams’ın aynı adlı ödüllü oyunundan beyazperdeye uyarlanan Arzu Tramvayı’nın yönetmeni ise, sinema dünyasının bir başka devi; Elia Kazan. 8 dalda Oscar adayı olmuş ve dördünü kazanmış olan filmde hikaye, 2. Dünya Savaşı’nın takip eden yıllarda New Orleans’ta geçer.
Rüzgar Gibi Geçti’nin Scarlet O’Hara’sı oalrak tanıdığımız Vivien Leigh, Arzu Tramvayı’nda Blanche DuBois karakterini canlandırıyor. İlk evliliği kötü sonuçlanan ve elindeki her şeyi kaybettikten sonra kız kardeşi Stella’nın yanına sığınan Blanche kendi nevrotik dünyasında yaşayan ve aristokrat günlerinin özlemini çeken bir kadındır. İşinden de kovulunca hiçte ait olmadığını hissettiği bir dünyada kapana kısılır.
Marlon Brando’nun Stanley Kowalski karakteriyle ölümsüzleştiği Arzu Tranvayı’nı henüz izlemediyseniz çok şey kaybettiğinizi söyleyebiliriz.


Fakir oğlan, zengin genç kız…AVARE

Başlıktan da anlayacağınız üzere, bizim Türk sineması klişelerinden epey aşina olduğumuz bir konusu var Avare’nin. Ancak bir filmin hikayesinin klişe olması, onun bir başyapıta dönüşmesine engel olmaya yeter mi? 1951 yapımı Avare, Hint sinemasının gerçek anlamda başyapıtlarından biri.
Raj Kapoor’un hem yönetmenliğini yaptığı hem de başrolünde oynadığı filmde, fakir bir genç olan Raj ile zengin bir adamın kızı olan Rita’nın aşk hikayesi anlatılıyor. Filmin kurgusunun etrafında döndüğü ana tema ise; herkes soyuna çeker, daha da açık söylemek gerekirse "Soylunun oğlu soylu, hırsızın oğlu hırsız olur" inancına sahip olan hakim Raghunath’ın kendi kendini sorgulamasıdır.
Playback şarkıcılığını Mukesh’in yaptığı film, aradan geçen 50 küsür seneye rağmen Hint sinemasının hala zirvesinde oturuyor. Her köşesine imza attığı şahaseri Avare ile Raj Kapoor’un dünya çapında nasıl bir şöhret yakaladığını söylemeye ise gerek var mı?


Tüm zamanların en çok hasılat elde etmiş filmi
TİTANİK

James Cameron’un yönetmenliğinde 1998 yılında sinemalarda boy gösterdiğinde kimin aklına gelirdi ki dünya sinemasının önemli bir rekorunu, “Tüm Zamanların En Çok Hasılat Elde Etmiş Film” rekorunu bir aşk filminin kıracağı kimin aklına gelirdi ki? Sadece Titanik’in batışını izlemeye gidiyorum diyenler bile ellerinden mendillerle çıkamamışlar mıydı sinemadan?
100 yaşında bir büyükanne torununa bir hikaye anlatmaya başlar. Genç Rose düğününe doğru nişanlısı ve annesiyle yola çıkmıştır. Hayatının belki en güzel belki de en zorlu yolculuğuna çıkan Rose, dünyanın en ihtişamlı gemisi, yüzen bir dev olan Titanik’e adımını atar. Seyahat boyunca 1. Sınıf olmanın lüksünü yaşayacaktır. Aynı dakikalarda genç ve çulsuz bir ressam olan Jack, en yakın arkadaşı Fabrizio ile birlikte kumar masasında bu lüks yolcu gemisi Titanik’in ilk seferine 3. Mevki bilet kazanır. Titanik’teki günler büyük bir aşkın kaoılarını açacak ve bu aşk korkunç bir kaza neticesinde okyanusun derin sularına gömülen devin, Titanik’in kaderini paylaşacaktır.
Titanik’i sinemada izlemiş hatta üstüne defalarca seyretmiş olabilirsiniz. Ancak bu, Sevgililer Günü’nde sevdiğiniz herkesle tekrar tekrar izlenebilecek bir film. Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet’in de bu filmle yıldızlaştığını da unutmayalım.


Sıradışı bir hikaye, sıradışı bir başarı
BROKEBACK DAĞI

Annie Prolux’un kısa hikayesinden beyazperdeye aktarılan Brokeback Dağı o kadar konuşuldu, film daha Ang Lee’nin kamerasından beyazperdeye yansımadan o kadar çok tartışıldı ki, sinemaseverler neyle karşılacakları konusundan büyük tereddütler yaşadılar. Neredeyse bir başyapıt tabir edebileceğimiz Brokeback Dağı, bir kısım medya ve eleştirmen tarafından gay kovboyların aşk hikayesi gibi son derece duygusuz bir biçimde tanıtılmasaydı belki bu filmi çoktan izlemiş olurdunuz. Yine de çok şanslısınız. Bu filmi bir kez daha ilk defa seyrediyor olabilmeyi dileyecek son insan var.
Hollywood’un genç yıldızları Heath Ledger, Jake Gyllenhaal, Michell Williams ve Anne Hataway’in başrollerini paylaştığı filmde Ennis ve Jack isimli iki genç adamın uzun yıllar süren ve hep saklanmak zorunda kalmış aşklarına tanık oluyoruz. İşsiz iki genç olan Ennis ve Jack, sezon boyunca Brokeback Dağı’ndaki bir sürüye çobanlık yapmak üzere işe girerler. O güne kadar birbirlerini tanımayan ve sıradan normal erkekler olarak hayatlarını devam ettiren ikili Brokeback Dağı’nda kendileri hakkında bilmedikleri pek çok şey keşfederler. Sezon biter herkes sıradan yaşamına geri döner. Ancak bu ikilinin yaşamı,kendilerinin de öngöremediği bir biçimde bir daha asla sıradan olmayacaktır.
Ang Lee’ye En İyi Yönetmen ve filmin kendisine En İyi Uyarlama Senaryo Oskarlarını kazandıran Brokeback Dağı’nı, genç yaşta hayatını kaybeden Heath Ledger’ın performansını bir kez daha görmek için bile seyretmeye değer.


Beyaz atlı prensine kavuşan bir kadının çok özel hikayesiÖZEL BİR KADIN

Evet biliyoruz, bu filmi en azından bir kere bile seyretmemiş olan birini bulmak çok zor. Ancak, aşk filmleri arşivinizde kesinlikle özel bir yere sahip olması gereken bir filmden, Özel Bir Kadın’dan bahsediyoruz. 1990 yılında Garry Marshall’ın yönetmenliğinde beyazperdeye taşınan ve sinema dünyasına Julia Roberts’ı armağan eden Özel Bir Kadın, sevgilinizle de bir kez daha seyretmeniz gereken son derece keyifli bir film.
Bir hayat kadını olan Vivian, bir gece tesadüfler sonucu Edward (Richard Gere) ile tanışır. Edward, Vivian’a kendisine bir süre eşlik etmesi için reddemeyeceği bir meblağ teklif eder. Kendisine çok yabancı olan bu ultralüks dünyada ne yapacağını şaşıran Vivian, bir de Edward’a aşık olunca işler kontrolden çıkar.
Müzikleriyle de hala akıllarda olan Özel Bir Kadın, evinde keyifli bir 14 Şubat geçirmek isteyen tüm çiftleri tekrar tekrar gülümsetecektir.



Eric Segal’in ölümsüz romanından beyazperdeyeAŞK HİKAYESİ

1970 yılında Arthur Miller, Eric Segal’in olağanüstü romanı Aşk Hikayesi’ni (Love Story) beyazperdeye taşırken, bize soracak olursanız, ne kadar başarılı olacağını zaten biliyordu. İki gencecik oyuncuya, Ali McGraw ve Ryan O’Neal’a o kadar güvenmişti ki, bu iki oyuncuyu beyazperdede seyreden herkes büyülendi.
20’li yaşların başında iki üniversite öğrencisinin evlilikle sonuçlanan aşklarının anlatıldığı Aşk Hikayesi, konusu itibariyle kulağa oldukça sıradan ve sıkıcı geliyor olsa da, henüz filmin ilk dakikalarından ne kadar yanıldığınızı göreceksiniz.
Zengin ve aristokrat bir ailenin oğlu olan Oliver’la, sıradan bir ailenin annesini yitirmiş ve uzun yıllar babası ile yalnız yaşamış kızı Jennifer, genç kızın çalıştığı okul kütüphanesinde tanışırlar. Jennifer’ın biraz ukala ve kendinden fazlasıyla emin halleri Oliver’ı oldukça şaşırtır ve neden böyle hissettiğini bile bilmeden genç kızı kahve içmeye davet eder. Gençlerin arkadaşlığı kısa sürede tutkulu bir aşka dönüşecek ve Oliver’ın ailesinin baskısına rağmen evlilikle sonuçlanacaktır. Filmin sonunu burada dile getirmek istemiyoruz ancak; romanın açılış cümlesi “Ne söylenir 25 yaşında ölüp gitmiş bir geç kızın ardından” size epey ipucu verecektir.


Uzakdoğu’dan unutulması güç bir aşk hikayesiBEBEKLER (DOLLS)

En iyi Aşk Filmleri listemize giren Takeshi Kitano’nun Bebekler’i (Dolls), aslında herhangi bir kategorinin içine sığdırılamayacak kadar eşsiz bir yapıt. 3 farklı aşk hikayesinin birbirine paralel olarak anlatıldığı filmdeki en çarpıcı hikayelerden biri Matsumoto ve Sawako’nunki.
Nişanlı olan ve birbirlerine deli gibi aşık bir çift olan Matsumoto ve Sawako’nun ilişkisi, Matsumoto’nun aldığı şaşırtıcı bir kararla sona erer. Matsumoto’nun patronu, kendisini, kızına en uygun damat adayı olarak belirlemiştir ve bu düşüncesini açık açık dile getirir. Delikanlının ailesi böylesine büyük bir fırsatı kaçırmaması gerektiğine inanmaktadır ve gence baskı yapmaya başlarlar. Oldukça hatalı bir karar alan Matsumoto, Sawako’yu terkeder. Düğünün gerçekleşeceği gün delikanlı bütün hayatını değştirecek bir haber alacaktır. Sawako intihar etmeye kalkışmış ancak bu girişimi başarısız olmuştur. Fakat bir daha asla eski Sawako olmayacaktır. İntihar teşebbüsü genç kızda tamir edilemeyecek hasarlara yol açmıştır ve artık 2 yaşındaki bir bebekten farkı yoktur. Bir klinikte gözlem altında tutulmaktadır. Hatasının ne kadar büyük olduğunu çok geç anlayan Matsumoto, Sawako’yu klinikten çıkarır ve iki sevgili bir yolculuğa çıkarlar.
Kitano’nun muhteşem yönetmenliğinde adeta bir görsel şova dönüşen Bebekler’i seyretmenizi kesinlikle tavsiye ediyoruz.


En komik aşk filmi
HARRY SALLY İLE TANIŞINCA

Harry Sally ile Tanışınca ne mi olur? Biraz utangaç ve biraz talihsiz her erkek ve kadının başına gelenler olur. Çok uzun yıllar çok iyi dost olarak kalmalarına rağmen, aradıkları aşkın yanıbaşlarında olduğunu keşfetmeleri 90 dakika sürer. Şakası bir yana Harry Sally ile Tanışınca tüm zamanların en içten, en komik aşk filmi.
Rob Reiner’in yönettiği filmde başrolleri Meg Ryan ve Billy Crystal paylaşıyor. Üniversiteyi bitirdikleri gün tanışan ve bazı talihsizlikler sonucu aynı arabada seyahet etmek zorunda kalan Harry ve Sally, en başta birbirlerinden nefret etmelerine rağmen çok iyi dost oalcaktır. Uzun yıllar boyunca süren bu dostlukta birbirlerinin aşk acılarını ve gerçek aşkı arayışlarını da hiç çekinmeden paylaşırlar. Aşkın ne kadar yakınında olduklarını anlamaları ise oldukça uzun sürecektir. Dediğimiz gibi, sinema tarihinin en içten ve en komik aşk filmlerinden biri Harry Sally ile Tanışınca. Kesinlikle izlemelisiniz.


Aşık olduğunuz insanı biliyorsunuz ama henüz tanışmadınız mı?SEVGİNİN BAĞLADIKLARI

90’lı yıllar sinema tarihinin en romantik filmlerini izleyerek geçmiş gibi görünüyor. Yine 90’lı yılların başındna muhteşem bir aşk filmini DVD arşivinize katmanızı tavsiye edeceğiz; Sevginin Bağladıkları.
Nora Ephron’un yönettiği ve Meg Ryan ile Tom Hanks’in başrollerini paylaştığı Sevginin Bağladıkları’nda, zamanın ve mesafelerin nelere engel olup aslında nelere engel olamayacağını görüyoruz.
Sam, yeni dul kalmış bir babadır ve 8 yaşındaki oğlu Jonah ile Seattle’da yaşamaktadır. Ulusal bir radyo kanalında program yapmaya başlayınca bütün hayatı hızla değişir. Artık ülkenin dört bir yanında Sam’in sesine aşık binlerce kadın yaşamaktadır. Annie de bu kadınlardan biridir ve Sam’e asla göndermeyeceği bir mektup yazar. Ancak duygularıyla uzun süre baş edemeyen Annie, Sam’le tanışmak üzere Seattle’a doğru yola çıkar. Annie’nin en yakın arkadaşı ise mektubu çoktan postaya vermiştir. Mektup Sam’in küçük oğlunun eline geçince işler biraz karışır. Çünkü küçük Jonah çoktan yeni annesini bulduğunu anlamıştır.


19. yüzyılın sonlarından kalma bir melodramİHTİRAS RÜZGARLARI

Edward Zwick’in yönetmenliğinde beyazperdeye taşınan İhtiras Rüzgarları, hem bir dönem filmi hem de döneme ait melodramlarıyla oldukça göz dolduruyor. Filmin başarısında, 1994 yılında sinema salonlarında boy göstermeye başladığında yıldızı yeni yeni parlamaya başlamış olan Brad Pitt’i barıdırıyor olmasının da etkisi olsa gerek.
Savaş gazisi olan albay William Ludlow, Montana kırsalındaki çiftliğinde üç oğlunu annesiz olarak büyütmenin zorluklarını yaşamış ve birbirinden oldukça farklı olan üç erkek çocuk yetiştirmiştir. Kendisi oldukça hümanist bir insan olan albay, çocuklarının, İngilizlerin yanında savaşmak üzere Avrupa’daki cepheye gidişlerine engel olamaz. Geride bir tek, kardeşlerden birinin nişanlısı olan Susannah kalmıştır. Üç çocuğun en ateşlisi olan Tristan (Brad Pitt) ise, katıldığı savaşta sadece düşmanlara değil, ailesine ve kendisine karşı da savaşmaya başlamıştır. Bu savaşta Susannah’ın etkisi ne kadar görmek istiyorsanız bu DVD’yi mutlaka edinmelisiniz.


Meg Ryan’sız romantik komedi olur mu?AŞK TUTKUNU

Meg Ryan ve Matthew Broderick’in başrollerini paylaştığı Aşk Tutkunu’nda, iki ünlü oyuncuyu, eski sevgililerini yeniden elde edebilmek için türlü düzenbazlıklar çeviren Maggie ve Sam oalrak izliyoruz.
Griffin Dune’un yönetmenliğini üstlendiği 1997 yapımı romantik komediyi kesinlikle arşivinize katmalısınız. Filmin sonunu dile getirmek istemesek de, herkes için hikayenin mutlu bir sona ulaşacağını söyleyebiliriz. Üstelik tüm hikaye boyunca kahkahalarınıza hakim olamayacaksınız.





Gelmiş geçmiş en hüzünlü aşk hikayesiROMEO VE JULLIET

Ve Leonardo DiCaprio bir kez daha ölümsüzleşti, üstelik edebiyat tarihinin en ölümsüz karakterlerinden birini, Romeo’yu canlandırarak…
William Shakespeare’in ünlü eseri Romeo ve Juliet’ten aynı isimle beyazperdeye uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda Baz Luhrmann var. Romeo’nun güzeller güzeli Juliet’ini ise Claire Danes canlandırıyor. Bugüne kadar izlediğiniz tüm Romeo ve Juliet uyarlamalarını unutun ve Luhrmann’ın muhteşem eserini DVD’nize takıp kendinize gerçek bir sinema ziyafeti yaşatın.




Sevgiliniz her sabah sizi unutsaydı, ne olurdu?
İLK ÖPÜCÜK

Peter Segal’in yönetmen koltuğunda oturduğu 50 İlk Öpücük’te komedi dünyasının devlerinden Adam Sandler’a tüm şirinliği ile Drew Barrymore eşlik ediyor. 2004 yapımı olan bu romantik komedide hem büyük bir trajediye üzülüyor, hem de bu trajedinin altından kalkabilen aşık bir adamın macerasını izliyorsunuz.
Hawai’de yaşayan Henry günün birinde ufak bir restoranda gördüğü Lucy’e daha görür görmez aşık olur. Ancak Lucy ile yeniden karşılaştığıdaı onun kendisini kesinlikle anımsamadığını fark eder. Bu arada, tüm kasaba halkının Lucy’e karşı fazlaca korumacı tavırlar içinde olması, Henry’nin durumdan şüphelenmesine yol açar. Ancak herkesin kötü bakışları onu bu sevdadan vazgeçirebilecek değildir ya! Lucy’yi yakın takibe alan Henry kısa bir süre sonra genç kızın trajik bir kaza geçirmiş olduğunu öğrenir. Geçirdiği kaza sonucunda Lucy’nin beyninde az rastlanır bir hasar kalmıştır. Genç kızın hafızası sadece 24 saatlik zaman dilimini anımsamaktadır. Ertesi sabah uyandığında yine bir önceki sabaha uyanmakta ve yaşadığı hiçbir şeyi hatırlamamaktadır. Henry, eğer Lucy ile beraber olmak istiyorsa, bir şekilde bu sorunun üstesinden gelmek zorundadır.
sayac Kez Okundu
DertOrtagimblogspot.com

5 Yorum

  1. Adsız Dediki:
  2. I was very pleased to uncover this web site. I need to to thank you for
    your time just for this wonderful read!! I definitely enjoyed
    every bit of it and i also have you book-marked to
    see new things in your site.

    Also visit my page Ranger Forum

     
  3. Adsız Dediki:
  4. Hurrah, that's what I was seeking for, what a information! existing here at this blog, thanks admin of this website.

    Have a look at my homepage: appliance repair charleston rates

     
  5. Adsız Dediki:
  6. Hi there all, here every person is sharing these knowledge, so it's good to read this web site, and I used to go to see this blog everyday.

    Feel free to surf to my website: ford ranger Forum

     
  7. Adsız Dediki:
  8. Pretty great post. I just stumbled upon your weblog and wanted to say
    that I've really enjoyed browsing your blog posts. In any case I will be subscribing on your feed and I hope you write again soon!

    Also visit my web blog; home cellulite treatment

     
  9. Adsız Dediki:
  10. Howdy! Do you use Twitter? I'd like to follow you if that would be okay. I'm definitely
    enjoying your blog and look forward to new updates.

    My site ... Bench Craft Company advertising ideas farmington nm

     

Yorum Gönder

Yeni Düşenler

Abonelik:

E-Posta Adresini Gir: